Erken kadınlaştırılmış şu küçük kızın yüzünde, alışveriş krizinin bütün hummasını görmek mümkündü. Defalarca tanık olduğum onca örneğe karşın, “Tüketim Toplumu” kavramı, benim için neredeyse ilk kez, okuduğum teorik kitaplardaki kuru tanımının, akademik içeriğinin dışına çıkmış, canlanıp hayat bularak, karşımda soluk alıp veren bir figüre, kanırtıcı bir gerçekliğe dönüşmüştü.
Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerinden doğar. Her insan, kendinin bir şey önereceği ânı bekler: Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz…