Biz insanlar, boşuna parçalanan solucanlar ya da ayakları tekrar çıkıveren o ıstakozlar gibiyiz. Ama ölüme yaklaştığımızı sandığımız an öyle bir andır ki, ölümden kaçmaktansa kendimizi buna bırakmayı yeğleriz. İşte tam tamına bunun gibi bir şeydi beni ürküten… Aklımı toparlamaya çalışıyorum. Neden başıma bir şey gelsin? Peki ya, neden gelmesin?
Artık hiçbir anı onu neşelendirmiyordu. Sadece görüşülecek insanlar, yapılacak işler vardı: Tıpkı araç gereçlerle dolu bir dünyanın ortasında kalmış bir mühendis gibi yaşıyordu. Bir taş kadar ruhsuz oluşunda şaşılacak da bir şey yoktu.