Sonuç olarak, ortak bir noktada buluşmuştuk, o da korkuydu. İki kişinin birbirine bakarken içinde bulundukları bu duygu, sığınılacak bir yer gibiydi. Bazen, bir başkasının gözlerinde kendini evinde hissetmek gibiydi. Bir başkasının korkularında yaşamak için o gözlerde kendini bulmak gibiydi. Gerçeğin sallanan zemininde bocalamamak için uzun bir süre birbirimize baktık. Varlığımızı doğrulamak istercesine birbirimizin yüzüne dokunduk. Hala hayatta olduğumuzu ve nefes aldığımızı kanıtlamak ister gibi.
İnsanın içindeki kin birikince, sessiz kalmaya çalışmak hiç kolay bir şey değildi. Her şeyimi aldılar, bağırma hakkımı bile. O an neyin daha büyük olduğunu bilmiyordum; nefret mi yoksa korku mu?
Trajedi, biz daha doğarken içine düştüğümüz bir olguydu; tıpkı güneşin altında ve etine dolgunluğunun verdiği ağırlıkla dallarını aşağı çeken ağız sulandırıcı meyvelerin büyüdüğü ağaçlar gibi.