Ancak fenerlerden başka her şey aldatıcı bir şekilde nefes alır. Sürekli yalan söyler şu Neva Bulvarı ama en çok da, gece yoğun kütlesiyle üzerine çullanıp binaların beyaz ve saman sarısı duvarlarını ayırdığı, bütün şehrin şamataya ve ışıltıya dönüştüğü, sayısız kupa arabasının köprülerden akın akın geçtiği, arabacı yamaklarının bağırıp çağırarak atların üzerinde hoplayıp zıpladığı ve şeytanın her şeyi olduğundan farklı göstermek için lambaları bizzat yaktığı zamanlarda.
İnsanlar kilise içlerinde bile kurşuna diziliyordu, ahlak kurşun yaralarıyla delik deşik olmuştu, komşular bile birbirini tanımaz hale gelmişti. İnsan insanın kurdudur, derler. Meksika’da bu, her zamankinden çok geçerliydi.
Güvertede, onca gürültünün arasında, Wilhelm’in tüm düşünceleri birden silindi, yolculuk öncesindeki tüm gerilim bir çırpıda yok oldu. Boşalan kafasının sisleri arasında yalnızca babasının söylediği son söz bir sancak gibi dalgalanıyordu:
“Ich bin bei dir.”*
* ”Yanındayım.”