Necip Fazıl Uzun

Necip Fazıl Uzun
Dürdâne Hanım bu sözleri söylerken gözleri dönüp dili dolaşmaya başlamıştı. Acem Ali Bey ve Mergub, özellikle Gülbeyaz kalfa, kızın daha önceden bir şey içmiş olduğunu şimdi anlayarak tıbbı tedbir telaşına düştülerse de, Dür- dâne o zamana kadar onları bilerek oyalayıp vakti kendisi kazanmış ve tıbbi tedbirlere artık vakit bırakmamıştı.Bir aralık yerinden fırlayarak Mergub'u kucaklamaya davrandıysa da, kendisini ayakta tutamayarak bir kanepe üzerine yıkıldı. Mergub: "Dürdane'ciğim! Dürdâne'ciğim!" diye yanına koşup elinden tuttuysa da, artık Dürdâne'nin dahi vakti geçmişti. Zehirin etkisi ile kıvrım kıvrım kıvrandıkça:"Of! Ölümün bu türlüsü de acıymış!" sözleri, sanki dili kabarmış ya da kasları hareketsiz kalmış bir biçimde, ağzından pek güç çıkabildi. Rengi kimi zaman mosmor, kimi zaman sapsarı, kimi zaman bembeyaz kesilerek, en sonra çeneleri kilitlendi. Yalnız gözleriyle Mergub'a bakarak pek büyük bir sevgi ile gülümsemeye çalışıyor idiyse de, onu da başaramıyordu.
Sayfa 175·Kitabı okuyacak
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu akşam beyefendi gelmedi. Ben, gelmeyişine Dürdâne'nin canı sıkılmış olmalıdır diye, o konuda kızın ağzını aramaya başladımsa da, gelmeyişine hiç üzülmediğini görünce hem sevindim hem de üzüldüm. Sevindim, çünkü bu durumda, beyefendi hakkında benim duygularıma benzer duyguların Dürdane Hanım'da bulunmadığına beni ciddi olarak inandırmıştı. Ama şu delikanlı gibi bir erkekten söz etmekten hoşlanmamanın, bir kadın için nasıl olup da mümkün olabildiğine dahi fazlası ile üzüldüm.
Oysa tam tersine, hal ve tavrı, Mergub Bey denen adama pek büyük bir aşk duyduğunu gösteriyordu. Ancak delikanlıya bununla ilgili hiçbir söz söylemedi. Karşılık olarak söylediği söz şu idi: 'Böylece, dostça davranışınız bana olan aşkınızdan, sevginizden midir? Ama onu da umamam; eğer bana aşkınız olsaydı, elbet de şimdiye kadar gerek kendinizi ve gerek aşkınızı, nasıl olursa olsun, bana gösterirdiniz.
Tehlike denilen şey, insanın bulunduğu yere göredir; düşman keskin kılıcını adamın ellerine savurduğu zaman insan ellerini esirgese de, yüzüne savurduğu zaman önceden esirgediği elleriyle şimdi siper almaya ve ellerini kılıca karşı savunmasız bırakmaya başlar.
Medeniyeti var eden koruyan, bireylerin ve toplumların sahip olduğu medeni olma halidir. Bir toplumu medeni yahut barbar yapan, sadece yahut öncelikle sahip olduğu maddi imkânlar yahut teknolojik araçlar değil varlığı ve hayatı anlamlandırmak için ortaya koyduğu tasavvur,tutum ve davranışlardır. Basit ve temel araçlara sahip bir toplum medeni olabileceği gibi, ileri teknolojik sistemlere sahip toplumlar da barbar olabilir. Medeniyet, madde ve kemmiyetten ziyade mana ve keyfiyet üzerine kurulu bir düzeni ifade eder.
Sayfa 31