Dürdâne Hanım bu sözleri söylerken gözleri dönüp dili dolaşmaya başlamıştı. Acem Ali Bey ve Mergub, özellikle Gülbeyaz kalfa, kızın daha önceden bir şey içmiş olduğunu şimdi anlayarak tıbbı tedbir telaşına düştülerse de, Dür- dâne o zamana kadar onları bilerek oyalayıp vakti kendisi kazanmış ve tıbbi tedbirlere artık vakit bırakmamıştı.Bir aralık yerinden fırlayarak Mergub'u kucaklamaya davrandıysa da, kendisini ayakta tutamayarak bir kanepe üzerine yıkıldı.
Mergub:
"Dürdane'ciğim! Dürdâne'ciğim!" diye yanına koşup elinden tuttuysa da, artık Dürdâne'nin dahi vakti geçmişti. Zehirin etkisi ile kıvrım kıvrım kıvrandıkça:"Of! Ölümün bu türlüsü de acıymış!" sözleri, sanki dili kabarmış ya da kasları hareketsiz kalmış bir biçimde, ağzından pek güç çıkabildi. Rengi kimi zaman mosmor, kimi zaman sapsarı, kimi zaman bembeyaz kesilerek, en sonra çeneleri kilitlendi. Yalnız gözleriyle Mergub'a bakarak pek büyük bir sevgi ile gülümsemeye çalışıyor idiyse de, onu da başaramıyordu.