Bir Marksist, Kürt ve Ermeni meselelerini yeterince ciddiye almayabilir; çünkü Ermeniler ve Kürtler "emperyalizmin oyununa gelmiştir" ya da "sınıf siyaseti değil, kimlik siyaseti yapmaktadır''; bir İslamcı Kürtlerin "kavimci olduğunu, ümmeti böldüğünü" düşünebilir veya bir Kemalist Kürtlerin "feodal, gerici ve dinci Olduğunu" düşünebilir. Bu itirazlar, eleştiriler ve düşünceler Türklüğün gölgesinde geliştirilmiş düşünsel stratejiler olabilecekleri hesaba katılmadığı sürece-birer kaçış mekanizması olarak kullanılabilirler..
Türklük halleri ve performansları çoğu zaman büyük bir doğallıkla, bilincinde olmadan, neredeyse refleksif bir şekilde ortaya
konur. Benzer bir toplumsallaşma sürecine maruz kalmamış ya da Türklüğün hakim olmadığı toplumsal çevrelerde yaşayanlar
ise, diyelim Kürtler veya Enneniler, bu perfonnanslan çok daha bilinçli bir şekilde sergilerler. Türklüğün hakim olduğu çevrelere
veya kurumlara girdiklerinde, bir Türk gibi konuşabilmekte, davranabilmekte ya da giyinebilmektedirler. Kürtlerin veya Ermenilerin hakim olduğu alan ve mekanlara girdiklerinde ise, bir anlamda Türklük giysisini/maskesini çıkarmakta, Kürtlüğe ve Ermeniliğe geri dönmekte, aslına rücu etmektedirler. Türk olmayanlar için Türklük perfonnanslanrını icra edebilme ve Türklüğe giriş yapabilme becerisi, hayatta ve ayakta kalmak için zorunlu
bir stratejiler seti olarak karşımıza çıkıyor. Bu ise Türklüğün aynı zamanda bir imtiyazlar dünyası olduğunu düşündürüyor.
Zamanımızda artık zekaya değil, vücut güzelliğine itibar edilmektedir. Bir kadın ne kadar süslenir, boyanırsa o kadar fazla saygı ve itibar beklemektedir.