İnandıklarımız hislendirmiyor bizi. Tam tersine hislenerek kendimizi bir şeylere inandırmak istiyoruz. Yâni, inanç kaybımızı hislenme deneyimi olarak telafi etmeye çalışıyoruz.
Tekno bir dünyânın inşâsı kolay görülmüyor. Tekno baronların tekmil yatırımlarını, insanlığı mutlak kontrolünü sağladıkları bu kapana sokacak rıza kanallarını açmaya hasrettiklerini görebiliyoruz. Yâni bir hegemonya inşâsının hummalı faaliyeti içindeler. Bunun başta gelen şartı insanları özgürlük arayışından vazgeçirmektir. Onun için de güvenlik ihtiyâcına zirve yaptıracak bir distopyayı hayâta geçirmekten başka bir yol olmadığını görüyorlar. Dünyânın her yerindeki çürümüş, yozlaşmış siyâsî elitler(!) bu distopyanın başrollerini oynuyorlar. Köprüden önceki son çıkışı temsil eden siyâset kurumunu kitlelerin gözünde beş paralık hâle getiriyorlar. Kurumlar çökünce doğan boşluğu en hafifinden Bonapatist/Falanjist; en ağırından ise Nazi bozuntusu liderlerin dolduracağı âşikâr. Geçişi bunların orkestre edeceğini düşünüyorum. Kültür savaşları, iç savaşlar, bölgesel savaşlardan yılan, gıda ve enerji yoksunluğu çeken kitleleri tekno dünyânın, bireysel özgürlüklerin teslimiyeti mukâbilinde mutlak güvenlik ağına kuzu kuzu sokmanın başka bir yolu yok gâliba.
Yaptığımız her jeopolitik değerlendirme distopik ,akıl dışı bir senaryoyu, zihnî bir zorlamayla ütopik ve mâkûl bir beklentiye kazandırmak için olabilir mi?
Vahşî bir ekonominin örselediği insanlığı yakın bir gelecekte siyâsetsizlik bekliyor. Bu büyük bir boşluk ve doldurulmasının yegâne bildik formülü faşizmden başkası değil.
Bir zamanlar Marx için, Avrupa’da hayâleti dolaşıyor denirdi. Bugün onun yerini bir sümük bıyıklı aldı dersek çok da yanılmış olmayız…
21.Asır ne 19.Asır gibi aşırılılar ne de 20.Asır gibi bir yatıştırmalar asrıdır. Bu asır, tüketim odaklı günlük hayattan başlayarak tam bir kışkırtmalar asrı olarak temâyüz ediyor. Siyâseti, ekonomisi, kültürü, edebiyatını idâre eden ana güdü bu.
Âlet-insan münâsebeti de kökten değişiyor. Âletler uzun asırlar boyu vücutlarımızın bir uzantısı olarak kaldı. Saban-İnsan münâsebetini hatırlayalım. Üretimde bu kesin olarak böyleydi. Daha sonra,