NedStark

NedStark
@NedStark13
Bulduğun, arayıp da bulamadığındır.
Karanlık Adamlar . - Karanlıkçılığın kara sanatında asıl önemli olan kafaları karanlıklaştırmak İsteyişi değil, dünyanın görüntüsünü karartmak, varoluşa ilişkin tasarımımızı karanlıklaştırmak isteyişidir. Bu araç genellikle, tinlerin aydınlatılmasını engellemede ona hizmet eder gerçi: ama bazen tam karşıtı bir aracı kullanır ve anlağı en üst düzeyde incelterek onun ürünlerinden bir fazlalık üretmeye çalışır. Kuşkuyu hazırlayan ve sivri zekalarıyla zekaya karşı güvensizliği teşvik eden müşkülpesent metafizikçiler daha incelmiş bir karanlıkçılığın iyi iş aletleridir.
Reklam
Düşünürün En İçsel Deneyiminden.- Peki insan niçin doğru olanı doğru olmayana tercih eder bu düşünce-kişilerle, düşünce-devlet kurmalarla, düşünce-çocuk terbiyesiyle, düşünce-yoksullar ve hastalar bakımıyla olan, çoğu kez örtülü kalan, gizliden gizliye yapılan savaşta? Gerçek kişilere adaletli davranmasındaki aynı nedenle: şimdi alışkanlıktan, bunu miras aldığı ve buna eğitildiği için, başlangıçta ise doğru olan -haklı ve adil olan gibi- doğru olmayandan daha yararlı ve daha onur verici olduğu için. Çünkü düşünce ülkesinde, yanılgı ya da yalan üzerine kurulu iktidarı ve ünü korumak zordur: böyle bir yapının günün birinde çökebileceği düşüncesi, yapı ustasının haysiyeti açısından utanç vericidir; malzemesinin kırılganlığından utanır ve kendi kendisini dünyanın geri kalanından daha önemli gördüğü için dünyanın geri kalanından daha kalıcı olmayan bir şey yapmak istemez. Hakikat isteğiyle sarılır kişisel ölümsüzlük düşüncesine, yani: var olan en kibirli, en dik-kafalı düşünceye, "pereat mundus, dum ego salvus sim!" art düşüncesiyle kardeş olan düşünceye. Yapıtı onun kendi egosu haline gelmiştir, kendisini ölümsüz olana, her şeye kafa tutana dönüştürür. Sonsuz gurur duyar yapıtıyla, onda sadece en iyi, en sert taşları, yani hakikatleri ya da öyle kabul ettiklerini kullanmak isteyen. Tüm zamanlarda, haklı olarak "bilen kişinin kötü huyu" denmiştir kibre , - bu itici güce sahip kötü huy olmasaydı, hakikat ve dünyadaki geçerliliği karşısında zavallı bir konumda olacaktı. Kendi düşüncelerimizden, kavramlarımızdan, sözcüklerimizden korkamamız da , ama onlarda kendimize de saygı göstermemiz de, onlara bizi ödüllendirebilme, hor görebilme, övebilme ve azalayabilme gücünü istemdışı olarak atfetmemizde, yani onlarla, özgür tinli kişiler, bağımsız güçlermiş gibi ilişki
Tin Tarihinin Yorulmak Bilmez Kral-Yapanları...
Düşünürün En İçsel Deneyiminden.- Bizim için yeni olan bir önermeyi duyduğumuz ya da bulduğumuz dakikalarda, sadece kendimize kulak kesilir, kendimizi bekleriz pusuda. Belki öyle inatçı, öyle kendi başına buyruk durduğu için orada, gitmez bu yeni önerme hoşumuza: bilincine varmadan sorarız kendimize, ona düşman olarak bir karşıtlık hazırlayalım mı bir kenara diye, ona bir "belki", bir "bazen" ekleyebilir miyiz diye; "herhalde" sözcüğü bile, koşulsuz olanın kişisel olarak can sıkıcı tiranlığını yıktığı için hoşnut kılar bizi. Buna karşılık, söz konusu yeni önerme yumuşak bir biçimde, ince hoşgörülü, alçakgönüllü ve adeta karşı koymanın kollarına atılarak geldiğinde, kendi başına buyrukluğumuzun bir başka sınamasıyla deneriz onu: nasıl? bu zayıf varlığa yardım edemez, onu okşayıp besleyemez, ona kuvvet ve bereket, hatta hakikat ve bizzat mutlaklık veremez miyiz? Ona karşı anne baba gibi ya da himayeci ya da acımayla davranmak mümkün müdür? - Sonra yine burada bir yargı, orada bir başka yargı görürüz, birbirlerinden uzakta, birbirlerini görmeyen, birbirlerine doğru devinmeyen: işte o zaman, burada bir evliliğe önayak olmak, bir çıkarımda bulunmak gerekmez mi? düşüncesi kemirmeye başlar içimizi, bu çıkarımdan bir ürün çıkması durumunda, bunun sadece evlilik yoluyla birleşen iki yargıyı değil, onları evlendireni de onurlandıracağı önduygusuyla. Ancak o düşünceye ne karşı koyma ve kötülüğünü isteme, ne de iyiliğini isteme yoluyla bir şey yapılamazsa (onun doğru olduğu kabul ediliyorsa) o zaman boyun eğilir ve bir önder ve bir komutan olarak bağlılık yemini edilir ona, başköşeye oturtulur ve ihtişamla ve gururla söz edilir kendisinden: çünkü onun parıltısıyla kişi de pırıldar. Onu karanlıklaştırmak isteyenin vay haline; meğerki günün birinde bizzat kendisi kuşkulu
Düşünürün En İçsel Deneyiminden. - Hiçbir şey, bir konuyu kişisellik dışında kavramaktan: yani onda bir kişi değil de bir konu görmekten daha zor gelmez insana; elbette kendi kişi oluşturucu, kişi uydurucu dürtüsünün saat mekanizmasını bir an için bile durdurması olanaklı mıdır, diye sorulabilir. Oysa insan, düşüncelere, en soyutlarına bile, onlarla savaşılması, onlara bağlanılması, korunmaları, bakılmaları, beslenmeleri gereken bireylermiş gibi davranır.
Oluşumda, oluşum halindeki bir şey kendini sabit ve kalıcı olarak, bir "şey" olarak yansıtamaz.
Reklam