“Cahil bir köylü, senelerce mürekkep yalamış hocadan yahut yedi kez hacca gitmiş hacıdan çok daha yakın olabilir Allah’a” diyordu. “Öyleyse, ya ne demeye paye vermeli ulemaya?”
Hayatımızın bir haritası varsa şayet, yollarda değil, yol ayrımlarında çizilmekte. İki şey arasında tercih yaptığımız o kısa, kısacık anlarda. Göz açıp kapayıncaya kadar değişir kaderimiz, tek bir kararla.
Nedendir açılıvermemiz birdenbire hiç tanımadığımız bir insana? Nedendir dile getirmemiz daha evvel kimselere söylemediklerimizi, başkasına değil de, tek ona? Kalbimizi gümüş tepsi içinde ikram edercesine bir yabancıya göstermemize sebep nedir?
Çatılardan hepten kurtulmanın bir imkanı olsaydı keşke- ademoğulları, havvakızları gökyüzünün altında apaçık ve özgürce yaşayabilseydi; yıldızları seyredip, yıldızlarda seyredilmeyi göze alarak.
O kadar uzun zaman önceydi ki hafızam hatıraları eritip som bir sızıya çevirdi. Yüzlerini bile unuttum. Ne tuhaf, sözleri hatırlıyorum oysa; verdiğimiz ve sonra tutamadığımız tüm sözleri. Etten kemikten yapılma suratları unutup, nefesten müteşekkil kelimeleri hatırlamak ne garip.