Nur

Nur
İngilizce öğretmeni
Gazi üniversitesi İngilizce öğretmenliği
Gaziantep
2 Nisan
142 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
8/10
·118 syf.··
2020 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2020 15:07
"İnsanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdur" Nasıl olur bir idam mahkumunun son günü? Hiç hayalinizde canlandırdınız mı? Şükrü Erbaş'ın çok sevdiğim bir sözü var. Diyor ki "Ölenler ölümü bilmez, ölüm kalanlar içindir" Fakat bu romanı okuduğumda anladım ki bir idam mahkumu,doğduğumuzdan beri ensemizde olan ölümü bütün hücreleri ile hissedermiş. Romantizm akımının önemli temsilcilerinden Victor Hugo bu romanı 26 yaşındayken ünlü Greve Meydanında gerçekleşen bir idam sahnesini seyrettikten sonra yazmış. Kitabın mesajı çok açık... Victor Hugo bize idam cezasının yanlışlığını, olumlu bir getirisi olmadığını anlatmak istemiş. İdam cezasını savunanların her zaman kullandığı gerekçenin ''İnsanlara örnek olsun" olmasının ve bunun aslında suç oranlarını azaltmadığının altını çizmiş. Üstelik, bir idam sahnesinin, bir insanın kafasının vücudundan ayrılmasının, sanki bir eğlenceymiş gibi izlenmesinin insanlarda merhamet gibi güzel duyguları körelterek aslında onları suçlara daha çok meyilli hale getirdiğini belirtmiş. Kitapta verilen önemli mesajlardan bir diğeri de idam cezasının sadece mahkumu öldürmekle kalmadığı , birçok masum insanı, annesini, babasını, eşini, çocuğunu da öldürdüğü, ömürleri boyunca hayatlarını, ruhlarını lekelediği.. Romanın içeriğine gelirsek, adam öldürmek suçundan hüküm giymiş ve idam cezasına mahkum edilmiş bir adamın son haftaları kendi ağzından anlatılıyor. Fakat, yazar mahkumun suçundan detaylı bir şekilde bahsetmiyor, neden öldürdü, kimi öldürdü bilmiyoruz. Zaten kitabın önsözünde de bahsedildiği gibi, bu roman herhangi bir suçlunun idam kararı üzerine yazılmış, hırsızlık, cinayet, suçun içeriği fark etmiyor. Mahkumun suçunu düşünürken Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sındaki Raskolnikov karakterini düşünmeden
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,7bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·68 syf.··
Beğendi
·
2020 13. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2020 22:04
"Tımarhane ziyaret etmeyi seven de pek bulunmuyor..." Altıncı koğuş... Anton Çehov'un 1892 yılında bir dergide yayınlanan ve çok ilgi gören novellası. Öyle ki kitap için Rusya Komünist Partisinin ilk lideri olan sosyalist devrimci Lenin'in "Kendimi Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettim" dediği söylenir. Okuduğunuzda siz de Lenin' e katılacaksınız. Çünkü Anton Çehov anlatmak istediklerini öyle gerçekci bir dille sunuyor ki okuyucuya, sanki siz de altıncı koğuşta Ivan Dmitriç'in yanı başındaki yatakta kıvrılmış uzanıyorsunuz, veya Moyseka size "Bir kapik versene" diyerek gülümsüyor. Bazen de Andrey Yefımıç' ın evinde düşüncelerine eşlik ediyorsunuz, yalnızlığında bulduğu huzuru paylaşıyorsunuz onunla. "Kanepenin üzerinde hareket etmeden uzanmak ve odada tek başına olduğunun bilincine varmak ne hoştu! Yalnız kalmadan hakiki mutluluğu bulmak mümkün değildi." sf 51 Kitapta eğitimli ve gayet normal bir hayat sürerken tımarhaneye düşmüş Ivan Dmitriç ile doktor Andrey Yefimıç'ın felsefi konuşmaları kitabın en etkili ve düşündürücü bölümleri. Onları dinledikçe ikisine de hak vermemek elde değil, düşünceleri birbirine ne kadar zıt olsa da ikisinin söyledikleri de doğruymuş gibi geliyor okura - ki zaten hayatta tek bir doğru yoktur, koşullara, kişilere göre doğruların değiştiğine inanıyorum- Fakat bu kısa ve derin novellanın sonunda terazinin bir kefesi daha ağır basacak, bir tarafa daha fazla hak vereceksiniz :) "Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdınığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz." Kitapta beni çok etkileyen bir başka ayrıntı da, insanın beyninin, düşüncelerinin, korkularının ve en önemlisi takıntılarının ne kadar güçlü olduğununun gözler önüne seriliyor olması. Ivan Dmitriç, gayet normal bir hayat yaşarken ve hiçbir suç işlememişken,
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma
9/10
·456 syf.··
2020 1. kitabı
·
73 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2020 23:07
Martin Eden benim için azmin, kararlılığın ve insanın kendi potansiyelini ortaya koymasının hikayesi.. Martin edeni bitirmem epey uzun sürdü. Fakat bu sürenin uzunluğunun sebebi - genelde olduğu gibi- kitabın akıcı olmayışı veya kalınlığı değil, derinliği oldu. Kitap edebi yönden öylesine tatmin edici ki cümlelerin güzelliğinde kaybolmanın verdiği keyfi uzatabildiğim kadar uzatmak istedim. Kitabı bitirdiğimde Jack London' ın bize vermek istediği asıl mesajı Nietzche'nin şu sözünün açıklayabileceğini düşündüm. '' Yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir.'' Nietzche Kitapta anlıyoruz ki, o sebebi kaybedince yaşam ıstıraptan ibaret bir hal alıyor. Martin Eden, tüm gücünü zorlayarak dipten zirveye kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya ulaşan bir karakter. Kendisi güzelliğe aşık.. Tıpkı yazarı Jack London gibi. Zaten bu kitaba yazarın hayatının bazı değişikliklerle birlikte kısa bir kısmının öyküsü diyebiliriz. Jack London kitabı öyle güzel bir uslupla kaleme almış ki, durup da cümlelerin güzelliğine hayran kalmamak elde değil. Örneğin aşk için yazdığı şu satırlar hayranlıkla altını çizdiklerimden sadece bir tanesi. '' Aşkın, bir yanardağ gibi patlayacağı, alevlerinin insanı saracağı ve gerisinde bıraktığı külleri insanı ne denli üzeceği aklından bile geçmezdi...'' Tanrının çılgın aşığı Martin Eden'in asıl derdi, inancı aslında sırf kendisi olduğu için değer görmek, hepimiz gibi. Martin hayatta fikirleriyle yer almak ve değer görmek istiyor, parayla ün ile ya da kendisi olmayan başka bir şey ile değil. Ve kitapta da diyor ki, para başkalarının cebinde de var, ün başkalarında da var, ama ben Martin Eden'im, yoksulluğun en uç noktası açlığı günlerce yaşadığım zaman kimdi isem hala O'yum diyerek insanların değer yargılarının aslında ne
Martin EdenJack London · Kaldırım Yayınları · 2017135,3bin okunma
8/10
·355 syf.··
2019 44. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2019 19:16
Kitapta dokuz yaşında bir çocuğun gözünden 1930ların Alabaması anlatılıyor. Harper lee'nin üslubu kitap boyunca çok akıcıydı ve okurken sık sık kelimelerin ustaca kullanımına hayran kaldım. Olayların bir çocuk gözünden aktarılması kitabın dilini daha anlaşılır kılmış. Aslında "Bülbülü Öldürmek" için çocuk kitabı niteliğinde bir yetişkin kitabı diyebilirim. İçerisinde o kadar güzel ve anlamlı mesajlar var ki okurun durup "vicdan, insanlık, eşitlik, ırkçılık" gibi kavramları sorgulamaması elde değil. Bana göre insanlık tarihi boyunca bu kavramların hakkını veremedik, 1930larda insanlığın bu değerlere karşı tavrı nasılsa şu an da aynı, değişen sadece karşı durduğumuz, tavır aldığımız, ayrımcılık yaptığımız durumlar. O zamanlar o bölgede zencilere karşı, tarihin çoğu zamanında yahudilere karşı, şu an müslümanlara, belki türklere belki kürtlere... Maalesef İnsanın olduğu yerde ayrımcılık hep var oldu ve olacak. Atticus'un dediği gibi "Sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır" Pek gerçekçi olmasa da kitap boyunca aklımdan her baba çocuklarını Atticus gibi yetiştirebilseydi dünya ne kadar farklı bir yer olurdu acaba diye düşünmekten alıkoyamadım. Belki de insanlığımızı ayakta tutan Atticus gibi babaların, Jem ve Scout gibi vicdanlı çocukların yetişmesi umududur. Cenap Şehabettin'in şu sözü kitapta vurgulanan sürü psikolojisini çok güzel özetliyor. "Körler ülkesinde görmek bir hastalıktır. "
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Sel Yayınları · 201488,8bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2019 41. kitabı
'' Yeterince istersen her şeyi yapabilirsin" mesajını veren klasik kişisel gelişim kitaplarından çok bir farkı yok bana göre. Ek olarak bu kitapta '' beynine yeterince olumlu girdi gönderirsen her şeyi yapabilirsin '' düşüncesi de vurgulanmış. Kitabın ilk yarısında bilinçaltı ile ilgili daha çok bilimsel gerçekler bulmanız mümkün o yüzden ilk yarısı ikinci yarısına göre daha gerçekçi diyebilirim. Yazar çok sık tekrar düşmüş belki bu sayede verdiği mesajların okurların bilinçaltını daha fazla etkileyeceğini düşünmüş olabilir fakat bu durum beni fazlaca sıktı. İçerisinde geçen olaylar da bana göre gerçekçi değil, görme engelli birinin sadece inanarak görmeye başlaması gibi. İsteyen herkes istediği kadar mutlu/zengin/başarılı olabilir demeye çalışmış yazar. Klasik kişisel gelişim kitaplarının motivasyon sağlamak amaçlı söylediği çok aşina olduğumuz fakat gerçeği çok da yansıttığını düşünmediğim bir düşünce.
Bilinçaltının GücüJoseph Murphy · Koridor Yayıncılık · 200918,5bin okunma