17. sone
"Hiç kimse inanır mı şiirime ilerde
Yazarsa baştan başa senin gerçek övgünü?
Tanrı bilir, şiirim varlığını gizler de
Şimdi bir mezar gibi örter eşsiz yüzünü.
Anlatsam gözlerinin güzelliğini bir bir.
Sayıp değerlerini tüketsem sayıları.
Bir gün derler ki “Ozan yalancı mıdır nedir,”
“Dünyadaki yüzleri okşamış mı ki Tanrı?”
Solgun tomarlarımı hor görerek yererler
Gerçeği az, lâfı bol bir bunak diye bir gün:
Hakkın olan övgüye ozan saçması derler
Ve şişirme sözleri antika bir türkünün:
Ama yetiştirirsen bir yavru o günlere,
Yavrunla, şiirimle yaşarsın iki kere."
Ankara'da okuyan bir insanın suya, maviye, sakinliğe hasret kalışını gördüm sizde. Bu sayede ördeklerin oradaki sevinçlerine tanık oluşunuzun gerçek bir övgüsünü yazmak isterdim ama maalesef başarılı olamam bu huzurun tanımında. Anlatsam şimdi insanın deniz özlemini burada bir bir satırlar yetmez tükenir klavyemdeki harfler. Hakkı olan övgüyü düzerim denizlere, maviliklere ama bana saçmalıyorsun derler. Varsın biz saçmalayalım Nur ama yeter ki denizleri ve suya mavi rengini veren huzur maddesini sevelim her zaman.