Toplumdaki, zarar vermeye ve kendilerini feda etmeye hazır erkeklerin ve kızların çokluğu, toplum düzeninin yanlış kurulmuş olduğunun bir kanıtıdır. Birçok değerli genç insanın, çaresizliklerine ve hayal kırıklıklarına tek çıkar yol olarak fanatizmi ve zarar vericiliği seçmek zorunda bırakılmaları çok acıdır.
"Sahip olmak" şeylere, nesnelere ilişkindir ve bunları görüp, tutmak ve de tanımlamak kolaydır. “Olmak” ise yaşantılara ve bazı içsel süreçlere dayandığı için, dile gelmesi, tanımlanması zor ve hatta imkânsızdır.
Kişilik dediğimiz, dışa vuran yanlarımızı, yani taşıdığımız maskeleri tanımlamak mümkündür. Çünkü bu, dışlaşmış bir nesne, bir “şey”dir. Ama yaşayan insanı, ölü bir resim ya da cansız bir madde gibi tanımlamak mümkün olmaz. Kişinin karakteri, davranış biçimi ve yaşam anlayışı üzerine birçok şey söylenebilir ve bu söylenenler, o kişinin psişik yapısının anlaşılmasında önemli katkılar sağlayabilir. Ancak o kişinin tüm benliğini, bireyin o tek başınalığını, bir kereye özgülüğünü ve “öyle oluşunu” tam olarak kavramak hiçbir zaman mümkün değildir.
Kişiler, kendi parmak izleri gibi öylesine farklı, bir kerelik ve çeşitlidirler ki onları duygu ya da sezgi yoluyla bile tam anlamak imkân dışıdır. "