Gönül avutucu bir tatlılığı yoktu. Vaazı dinledikçe, rahatlayıp hafiflemek, aydınlanmak şöyle dursun, hüzünlere gömülüyordum. Başkalarını bilmem ama bana öyle geliyordu ki bu akıcı, etkileyici sözler huzursuz bir ruhun umut kırıklığı dolu derinliklerinden kopup geliyordu; bu derinliklerde de giderilmemiş özlemler, tedirgin edici hayaller kaynaşmaktaydı. Şuna emindim ki St.John Rivers, o kadar günahsız yaşamışken, vicdanı rahat, titiz çalışırken gene de Tanrı'nın insana bağışladığı o, "kavranamayacak kadar derin, yüce" huzura kavuşamamıştı. Bu konuda o da benim gibiydim... Ben ki yitirdiğim cennetin, kırdığım putun gizli, kahredici özlemini çekiyordum.
Cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. Önyargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler. Bunları söküp atmak, kökünü kurutmak zor mu zordur; bunu biliyordum.
Kapıya doğru yürüdüm.
"Gidiyor musun, Jane?"
"Gidiyorum, efendim."
"Beni bırakıyorsun ha ?"
"Evet."
"Gelmeyeceksin demek? Benim dert ortağım, kurtarıcım olmayacaksın? Sonsuz aşkım, ıstırabım, yalvarışlarım vız geliyor sana, öyle mi?" Sesi öyle anlatılamayacak kadar acıklıydı ki! Kesinlikle "Gidiyorum" demek öyle zor geldi ki bana!
"Jane!"
"Efendim?"
"Git bakalım, izin veriyorum. Yalnız, beni burada, azap içinde bırakıp gittiğini unutma. Odana çık; benim anlattıklarımı bir daha düşün. Çektiğim acılara bir göz at, Jane... Beni düşün." Döndü, kendini yüzükoyun kanepeye atarak, içi parçalanırcasına, "Jane... Umudum... Sevgilim... Hayatım..." diye hıçkırdı.
Kısılmış dişlerinin arasından,"ömrümde hem böyle çelimsiz hem de böylesine güçlü hiçbir şey görmedim ben!" diye söylendi. Beni sarsarak, "Ellerimde bir saz gibi İnce, güçsüz duruyor," diye mırıldandı. " İki parmağımla kırabilirim onu. Ama tut ki kırdım, büktüm, hatta kökünden söktüm... Ne işe yarar, bu gözler bana böyle baktıkça? Bu gözlerden dışarı taşan azimli, vahşi, özgür ruh bana böyle, cesaretten ileri, bir tür müthiş bir zafer duygusuyla meydan okudukça? Kafesi kırıp parçalasam da içerideki bu yırtıcı yaratığı tutamam ki! Bu cılız kafesi yıkıp açarsam, saldırımın sonucu yalnızca bu yaratığı uçurmak olur! Kalıba el koyabilirim, ama ruha asla! Oysa benim istediğim de sensin, ey ruh! Senin iraden, gücün, senin erdemin, saflığın. Yoksa, yalnızca kafesinde gözüm yok. Sen istersen kendiliğinden yavaşça kanat çırparak gelir göğsüme, yüreğimin dibine sokulabilirsin. Zorla yakalamak istediğim sürece buhar gibi kaçacaksın elimden... Yitip gideceksin. Ah Jane!.. Gel bana, gel"