Gustave Flaubert'in, "Madame Bovary: Taşra Hayatı" esas adıyla 1856 yılında yayımlanan eseri realizm akımına ön ayak olmasıyla bilinmektedir. Gustave Flaubert bu eseri 5 yılda tamamlamıştır. Eser, romantizm akımına da bir eleştiri niteliğindedir. Eser ilk yayımlandığında müstehcenlik nedeniyle Gustave Flaubert'e dava açılmıştır ama beraat etmiştir yazar. Bu dava süreci bir nevi işine yaramıştır ve reklamı olmuştur Flaubert'in. Eser, 1857'de yayımlandığında en çok satan kitap olmuştur o dönem için. Yayımlandıktan sonra "Bovarizm" adında bir terimin literatüre geçmesine de vesile olmuştur.
Eserde fazlasıyla betimleyici anlatım hâkimdir. Özellikle ilk yüz, yüz elli sayfasında bir nebze hikâyeye girmek zor olabilir fakat yazarın diline ve üslubuna alıştıktan sonra tadı damağınızda kalacak olan bir eserdir kendileri.
Bovarizm; 1892 senesinde, Fransız denemeci Jules de Gaultier tarafından yazılan "Le Bovarysme, la Psychologie dans l'œuvre de Flaubert" (Flaubert'in Çalışmalarında Psikoloji) adlı makalesinde türetilmiştir. O günden bugüne hayal dünyasında yaşayanlar için kullanılmaya devam etmektedir.
Bu ruh hâlinde olan kişi, kendini gerçekte olduğundan çok farklı tasavvur etme, kaderin ona çizdiği hayattan çok başka bir hayat süreceğine inanma hâlindedir. Kişi; ötekine özenmekte, kendi dünyasından bir hayli uzaklaşmakta, hayal dünyası içinde yaşamakta ve hayallerine körü körüne inanma eğilimi göstermektedir. Kişinin yaşadığı hayatla hayalindeki hayat birbiriyle örtüşmez.
Bu bilgilerden yola çıkarak romanımızın ana karakteri olan Emma Bovary'nin nasıl bir ruh hâlinde olduğu da belli olacaktır.
Charles adında, ikinci sınıf bir tıbbi derece elde eden biriyle evlendirilir kendisi. Bu evlilikten önce Charles, annesinin zoruyla Héloïse Dubuc isminde zengin bir dul ile