Tabiatın bu zorlamasında kullandığı yaman kırbaç da aşktır. Hepimiz bu silahın şakırtısıyla doğduk. Bazılarımızı şairleştiren, bazılarımızı da canileştiren bu aşk kapanına içimizde tutulmayamız da yok gibidir.
Sovyetlerde kadınla erkeği birleştiren bağların çok hafiflediklerini görüyoruz. Gelecek yüzyılda bu bağlar büsbütün başka biçimler alacaktır. Bugün bu çeşit cinayetleri işleyenler kendi egoist hayvanlıklarından başka karşısındakilerin doğal haklarına saygı göstermeyi bilmeyen geçmiş yüzyılların küflü kafalarıdır. Bir kadını sevmek o kadın üzerinde bazı hakları olmak için bir sebep sayılıyor sa kadının nefreti de ondan ayrılmak özrünü gerektirecek yasal bir gerekçe sayılmalıdır. Hep bu fenalıklar kanun kaçaklıklarıdır. Hep bu ışığa doğru gidiyoruz. Fakat bu olgunluğa varana kadar şehit vereceğimiz kadınların sayıları mezarlıkları dolduracaktır.
Ah doktor, zayıfları, masumları korumak için meydana getirilmiş hükümler kanun kitapları arasında kapalı dururken, beri yandan ortada zulümleri andırır vahşi haksızlıklar oluyor. Kanun bir kılıçtır, onu kullanacak el ister. Halk içinde yaşı, aklı, kültürü bu işe yarar, bu eskrime idmanlı kaç kişi bulunur? Sonra da beyinleri eski geleneklerle beslenmiş hâkimlerin düşüncelerini kadına tam hürriyetini verecek yeni ahlakın icaplarından yana çevirmek mümkün müdür? Dünya ne kadar büyük devrimlerle altüst olursa olsun, dünyada erkek her zaman hâkim, kadın her zaman onun emir eridir. Kocan, kardeşin, oğlun tepende küstah amirlerdir. Hayat piyasasında kadının değeri düşüktür. Her gün sokaklarda kıskançlık vahşiliğiyle kocalar, âşıkları tarafından bıçaklanarak cesetleri kaldırıma serilen kadınların felaketlerini gazetelerde okumuyor musunuz? Bu sayısız vakalara karşı hiçbir erkeğin darağacında cinayetin cezasını çektiğini işittiniz mi?