Eskiden uykudan nefret ederdi. Uyku ondan hayatının kıymetli anlarını çalmıştı. Yirmi dört saatin uykuyla geçen dört saati, onun hayatından çalınmış dört saat demekti. Uykuya nasılda hınç beslerdi! Şimdi ise hıncı hayataydı. Hayat iyi değildi; ağzında nahoş, acı bir tat bırakıyordu. İçinde bulunduğu tehlike buydu. Yüzünü yaşama dönmeyen bir yaşam, sona ermeye mahkumdu.
Heves kalmamıştı içinde. Nereden geleceğini bilmediği bir dürtünün, tıkanan hayatını yeniden hareketlendirmesini bekliyordu. Şu an yaşamı harap, tasarısız, boş ve atıldı.
İnsan denilen yaratığın zihninde yer etmiş olan; kendi renginin, inancının ve siyasetinin en doğrusu, en iyisi olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o yaygın dar görüşlülük, Ruth’da da vardı.