“Hikayelerin nasıl yazıldığını bilmediğimi mi sanıyorsun? Bu hikayenin nasıl yazılacağını?” Ellerini göğsüne dayadı; yüzü ilk kez bu kadar açık, bu kadar kederliydi. “Ben bahar gelinini kaçıran kara lordum. Şeytanın, kabusun ta kendisiyim ve kötü sonla biteceğim. O ise altın prens - aptallık ve kibir yüzünden geberip gitmemenin ödülü olarak seni elde edecek olan kahraman.”
Beyaz çarşafların üzerine dökülen kanatlarıyla, eğik başıyla ve bronz teninde parlayan dövmeleriyle hala dizlerinin üzerinde duruyordu.
Karanlık, devrik bir prens..
“Seni rahatsız eden şey ne? Seni görmezden gelmem mi, yoksa Tarquin’in bana bu kadar kolay ısınması mı?”
Nefesleri düzensizleşti. “Beni rahatsız eden şey, senin ona gülümsemen.”
“Elbette yapacak daha önemli işlerim var,” diye şakıdı. “Ama güzel bir şey gördüm mü kapılmadan edemiyorum. Tıpkı ne zaman dışarıya çıksak senin bana bakmadan duramaman gibi. Artık buraların havasından mıdır, suyundan mıdır?”