Bu kitabı sonbahar yapraklarının üstünde, doğanın sessizliğinde okudum. Rüzgâr yaprakları çevirdikçe, Didem Tomaslar da içimde saklı kalan sayfaları çevirdi sanki.
Kitap; ilişkilerde kırıldığımız, kendimizi eksik sandığımız, “arıza” dediğimiz yanlarımızla yüzleşmeyi anlatıyor. Kadınlık hallerini, içsel yaraları, iyileşme sürecini ve hayata yeniden tutunmayı kısa ama çok etkili metinlerle işliyor.
Sır ve Siyahlı Kız öyküsü beni çok etkiledi.
Her cümlesi “yalnız değilmişim” dedirten türden.
Kırgınlıklarımızı saklamadan, süslemeye çalışmadan ama incitmeden anlatıyor.
Bizim arıza sandığımız yaraların aslında ne kadar insanca olduğunu hatırlatıyor.
Okurken hem hafifledim hem de kendime daha şefkatle bakmayı öğrendim.
Sonbahar yapraklarının arasında, elimde bu kitapla şunu düşündüm:
Belki de büyümek, arızalarımızdan utanmak değil…
Onlarla barışmanın bir yolunu bulmak.