“Gerçek aşka ve mutlu sonlara inanmıştık.”
Hikâye bu cümleyle başlıyor. İlk anda fark edilmeyen ama kitap bittiğinde insanın zihninde yankılanan türden bir cümle. Uzun zamandır bir kitabı gözyaşlarıyla kapatmamıştım. Karakterlere âşık olmamak neredeyse imkânsız. Cade’in acısı insanın içine çökerken, Ryana’ya hayran kalmamak elde değil. Her sayfada kendimi Kailey’nin yerine koyup onun duygularını hissetmek tarifsizdi. Sonunu sevmesem de, başka bir sonun hikâyenin ruhunu eksiltip eksiltmeyeceğini düşünmeden edemedim. Akıcı, sarsıcı ve yoğun duygularla örülmüş bir yolculuktu.
Hayat bana bir şey öğrettiyse bu, yarının hiçbir zaman olmayabileceğiydi.
Ya da daha kötüsü kalbinizi ellerinde tutan insanın bir gün ortadan kaybolabileceğiydi. Bugün burada yarın yok. Tıpkı Bermuda Şeytan Ücgeni'ne giren, kaybolan bir gemi gibi.
... yolunda gitmeyen planlara, bu yol boyunca yaşanan başarısızlıklara ve hatalara, sapmalara. Onlar olmadan yaşadığımız bu hayat, hissettiğimiz bu aşk, mümkün olmayacaktı.
Hayal kırıklığı daha iyi şeylere ve en iyi şeylere giden yolda sadece bir basmak.
Kailey, yaşadığın ve yaşadığım bütün sapmalardan en güzel varış noktası sendin.