Bir defalığına da olsa, ayaklarım
üzerinde durabilmek, isteklerim peşinde hiçbir kaygı duymadan sürüklenebilmek istemiştim. Aslına
bakacak olursak, durum, bundan çok daha ağır tabirlere, açıklamalara mahkûmdu. Geride bıraktıklarım
bir faciadan kesit gibi görünüyor da olsa, yanımda duran adamın gölgesi bile, tüm ülkelerin insan eli
değmemiş topraklarında hükümdâr kılıyordu beni. Hâl böyleyken, elime hiç tutmadığım bir tüfeği alıyor,
kemiklerimi ağrıtacak kadar vücudumu kasıyor, korkuma katil kesiliyordum. Ölüm, hak edenin varlığında
bir devrim niteliği taşırdı. Bir canı olsaydı eğer, korkuma da kıyamazdım ya, şükrediyordum.