• 90 syf.
    İbn Haldun’un, ilim adamlarının birçok meseleyi açıklığa kavuştururken kendilerine dayanak noktası belirledikleri bir tespiti vardır. Bu tespit devamlı kendisini yenileyen fakat özünde tekrarlanabilirlik gerçekliği olan tarihi süreç içerisinde, doğrudan birçok meseleyi anlama kavuşturuyor. Öyle ki bu tespit üzerine özlü söz söylenmiş ve şiir yazılmıştır. Mesela Edip Cansever’in “İnsan yaşadığı yere benzer, o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer, suyunda yüzen balığa, toprağını iten çiçeğe; dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine, Konya’nın beyaz, Antep’in kırmızı düzlüğüne benzer.” dizeleri, bu tespitin bir açılımı niteliğindedir. Tespit şu: “Coğrafya kaderdir.” Gerçi bu sözün İbni Haldun’a ait olmadığı söylenir ama konumuz açısından sözün kime ait olduğunun bir önemi yok.

    Coğrafya kaderdir, peki ya sonrası?

    Gazeteci Tim Marshall, “Üzerinde yaşadığımız topraklar bizi her zaman şekillendirdi. Savaşlar, iktidar, siyaset ve artık yerkürenin neredeyse her yerini işgal eden halkların sosyal gelişimi, coğrafyanın etkisiyle biçimlendi.” diyor. Tarihin değişmeyen unsurları vardır: İnsan, mekân ve zaman… İnsan, zaman ve mekân içerisinde coğrafyanın imkânına göre şekil alır ve hareket eder. Gelişimini ve düzenini bozacak şartlar meydana geldiği vakit ise kendi coğrafyasından yola çıkarak başka coğrafyalara doğru hareket eder. Kendi yaşam gerekliliklerini karşılayamayan toplumlar, başka bir mekânda tutunabildiği gibi, başka mekânlardan göçenler de kendilerinin yerine geçerek, yerleşim devamlılığını sürdürmüşlerdir. Burda bir dönüşüm söz konusudur. Bu noktadan sonra “Coğrafya kaderdir” sözü yerini “Coğrafya etkidir” tespitine bırakıyor.

    ***

    Tarihi süreci coğrafya açısından incelemek bir noktadan sonra kaçınılmaz. Çünkü göçlerin merkezinde genellikle coğrafi şartlar vardır. Ve bu da savaşlara yol açar. Savaşlar birlik olmayı, birlik olmak ise devlet organizasyonunu doğurur.
    Coğrafi keşifler tarihi süreci bambaşka noktalara taşıyan ayrı bir noktadır. Keşifler; merak, yeni yerleşim yeri ihtiyacı ve hammadde temini gibi farklı nedenlerle ortaya çıkar. Böylece zaman içerisinde bir coğrafya ilmi meydana gelir.
    Hal böyle olunca birçok devlet, coğrafya ilmine ayrı bir önem verdi. Bu bilgiyi iyi kullananlar, galip gelmeleri çok zor olan mücadelelerde bile büyük bir avantaj yakaldı. Örnek üzerinden gidersek, Osmanlı Devleti Kafkas Cephesinde her ne kadar yetersiz teçhizata sahip olsa da, o cephede Ruslarla yapılacak olan mücadele de galip gelmeye en yakın devletti. Kafkas cephesinde yaşanılan mağlubiyetin sebepleri arasında belki de en önemli etken, haritaların hatalı olmasıydı. Basit gibi gözüken bu nokta, Osmanlı birliklerinin yanlış yönlendirilmesine ve Ruslara hiç beklemedikleri bir yer ve zamanda büyük bir darbenin indirilmesinin önüne geçmiş oldu. Üzerine iletişimin kopukluğu ve bazı birliklerin etkisiz hale getirilmesiyle beraber komutanların karar noktasında sorun yaşaması da eklenince, Kafkas Cephesi mağlubiyetle sonlandı. Zamanında yapılacak coğrafi şartların tespiti ve haritalandırması büyük bir avantaj sağlayacakken, bir şekilde yapılamamış olması sayıca çok büyük kayıpların yaşanmasına yol açtı.

    Türkiye’de, Tarihi Coğrafya meselesi henüz gerekli ilgi alakayı bulamadı. Bu alanda çok az eser bulunmakta. Ancak bir başlangıç olarak Prof. Dr. Ekrem Memiş’in Tarihi Coğrafyaya Giriş isimli eserini söyleyebilirim. Bu kitapta coğrafyanın neden önemli olduğuna dair doyurucu açıklamalar yapılmakla birlikte konu, eskiçağlardan örneklerle desteklenmiş.
     
    İbrahim Orhun Kaplan

    ***

    Tadımlık

    “Bilindiği üzere, tarihin değişmeyen üç ana elemanı vardır. Bunlar; zaman, mekân ve insan unsurlarıdır. Bu unsurlardan biri olmadığı takdirde, tarihi olayları ilmi bir çerçeveye oturtmak imkânsız hale gelir.” (sayfa 1)

    “Tarihin en eski devirlerden itibaren insan toplulukları, yerleşim merkezi olarak genellikle büyük akarsu ve göl kenarlarını tercih etmişlerdir.” (sayfa 5)

    “Dünya siyasi tarihine bir göz gezdirecek olursak, coğrafi faktörlerin, savaşlarda ne denli önemli roller oynadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.” (sayfa 9)

    “Tarihte ekonomik sebeplere dayalı savaşlar ve göç hareketleri öylesine çoktur ki, bunların her birini buraya aktarmak mümkün değildir.” (sayfa 19)

    “Bir memleketin fiziki şartlarının, iklim ve bitki örtüsünün, ırmak ve göllerinin, yerüstü ve yeraltı zenginliklerinin, o memleket üzerinde yaşayan insanların sosyal, siyasal, ekonomik, dini ve kültürel yaşantılarına yön vereceği muhakkaktır. Tarihin erken dönemlerinden günümüze kadar, bu hep böyle olmuştur.” (sayfa 29)

    “Mısır medeniyeti demek, Nil nehri demektir. Nil hayattır, Nil tarımdır, ticarettir, ekonomidir. Nil, takvimdir. Mısırlının inancı gereği, Nil tanrıdır.” (sayfa 35)

    “Yunanistan kavimleri, tarihin erken dönemlerinden itibaren denizin nimetlerinden yararlanmayı öğrenmişler, kısa zamanda da zenginleşmişlerdir. Deniz ticareti onlara sadece zenginlik ve refah getirmemiş, en büyük kültür aracı olan yazıyı da kazandırmıştır.” (sayfa 43)

    “Eskiçağın büyük coğrafyacılarına gelince; Romalı ünlü hatip Cicero tarafından “Tarihin Babası” olarak nitelendirilen Herodotos, coğrafya ilminin de kurucusu kabul edilmelidir.” (sayfa 52)

    “Eskiçağın önde gelen coğrafyacılarından biri de Eratosthenes’dir Eratosthenes, M.Ö. 275-194 yılları arasında yaşamıştır. Kendisi aynı zamanda matematikçi, tarihçi, filozof, ozan ve edebiyat eleştiricisidir. Uzun yıllar, çağının en ünlü kitaplığı olan İskenderiye Kütüphanesi’ni yönetmiştir.” (sayfa 61)

    “O halde denilebilir ki, tarihi araştırma yapan kimselerin, ya da herhangi bir tarihi olayı nakledecek olanların, olaylar değerlendirirken, coğrafi şartları muhakkak surette göz önünde bulundurmaları gerekmektedir.” (sayfa 71)
  • Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
  • Ben uzaktan severim.
    Seni de öyle sevdim...

    İbrahim Tenekeci
  • Merhamet utanılacak bir şey değildir.
  • Bir hayalinin olması asla aptalca değildir. Gerçekleşmeyecek olsa bile.O hayal yola devam etmek için sana umut verir.
  • BİR KADININ
    Ruhu teninden daha kıymetlidir!
    Ruhunu okşamadan tenine göz dikmek
    ne büyük REZİLLİK-tir!

    BİR ERKEĞİN
    Kişiliği/Karakteri tipinden daha asaletlidir!
    Kişiliğini/Karakterini bilmeden tipine göz dikmek ne büyük BASİTLİK-tir!
  • Bazı güzelliklerin, fedakârlıkların karşılığı bu dünyada yoktur. Boşuna beklemeyiniz

    İbrahim Tenekeci