"Sineklerin Tanrısı” bana insan doğasının aslında ne kadar kırılgan ve ikili olduğunu düşündürdü. Medeniyetin kuralları ve toplumsal düzen ortadan kalktığında, çocukların bile hızla şiddete, güç arayışına ve ilkel içgüdülere teslim olabilmesi, içimizde saklı duran karanlık tarafı gözler önüne seriyor. Kitap, iyilik ve kötülüğün dışsal koşullardan değil, doğrudan insanın kendi içinden kaynaklandığını hatırlatıyor. Bu yönüyle, çocuk figürü üzerinden masumiyetin sorgulanması, bana insanın özünde ne olduğuna dair felsefi bir tartışma sundu: Belki de uygarlık yalnızca içimizdeki karanlığı bastıran ince bir perde, o perde kalktığında ise kim olduğumuz tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.