İnsan oğlu çoğunlukla sevgi konusunda bencildir. Olduğu gibi sevmek istemez. İstediğim, hayal ettiğim gibi olursan severim, şartlı refleksini dayatır karşısındakine. Bana benim istediğim gibi davranırsan ve istediğimi verirsen seni severim, şeklinde bir sevmektir bu. Sen olduğun, öyle olduğun için değil...
Bağlanalım sevdiğimiz insanlara, ama onlara bağımlı olmayalım, her duygumuzu onlara endekslemeyelim.
(Gerçek özgürlük, kaybetme korkusuna rağmen, sevmeye devam edebilmektir.)
Sevgiye ve karşındakine yüklediğin anlam, aslında senin kendi ihtiyaçlarındır. Kendini zayıf ve değersiz hisseden insan, eşinin kendisinde var olmayan değeri, kendisine hissettirmesini bekler. Aslında ve özünde kimse kimseyi, ne değerli hissettirebilir ne de değersizleştirebilir. Tabii sen izin vermediğin sürece...
Sevgiye, sevginin kalıcılığına ve verdiği güvene olan inancımız gitgide azaldı. İnsan, sahip olduklarına rağmen, daha da yalnızlaştı. Ne kadar isterdi hiç değişmeden onu seven, onu bekleyen birilerinin olmasını...
Bardak olup daracık bir alanda boğulmak ve hayatı sadece oradaki acıdan ibaret saymak, insanın yüreğini tüketir. Oysa ki yaşadığımız acıyla ilgili bakış açımızı genişletirsek, hem daha az canımız acır, hem de oradan çıkmak daha kolay olur. İlk düşüşte oradan çıkmak yıllarımızı alırken, sonrakiler de ya bilerek düşeriz ya da yanından geçip gideriz. En azından diplerden çıkmak yıllarımızı almaz ve daha kısa sürer.