Neslii

Neslii
Umutsuzlukta haklı çıkacağımıza, umutta yanılalım.
English Teacher
Üniversite
Van
26 Şubat
315 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi
“Köpek Kalbi”, 1925’te yazılmış ama Sovyet rejimini eleştirdiği için uzun süre yayımlanamamış bir novelladır. Bulgakov, bu eserinde bilim, ideoloji ve insan doğası arasındaki çatışmayı hicivle anlatır. Bir sokak köpeği olan Şarik, bir bilim insanı olan Prof. Preobrajenski tarafından deneysel bir ameliyatla insana dönüştürülür. Köpeğe bir insanın hipofiz bezi ve testisleri nakledilir. Ancak sonuç beklenildiği gibi olmaz: Şarik, “insan” olsa da kaba, ahlaksız ve yoz bir karaktere dönüşür. Bulgakov şunu sorgular: “İnsanı insan yapan şey biyolojik yapısı mı, yoksa kültürü ve ahlakı mı?” Bence kesinlikle ahlak. İnsan olmak, sadece fiziksel yapımızla alakalı değildir. Sadece beden değişimi insanı insan yapmaz. Eğitim, değerler ve ahlak yoksa ortaya yoz bir varlık çıkar. Ütopik bir roman. Anlatıcı köpeğin kendisi. Şayet ütopik romanlar seviyorsanız tavsiye ederim. Ek olarak bana Frankestein’ı hatırlattı. Orda da önce bir insan yaratılmaya çalışılıyordu ardından ondan kurtulmaya çalışıyordu profesör. İnsan yaratılabilir, peki ya ahlaki değerler?
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Can Yayınları · 202125,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·224 syf.··
2026 6. kitabı
Sayın valimizin öğretmenler gününde hediye olarak yolladığı bu kitabın adını bile duymamıştım. Hayatımın öyle bir döneminde geldi ki, kendi iç dünyamdaki karmaşayı çözmeme, bazı isimsiz duygularımı anlamama yardımcı oldu. Stefan Zweig Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve bu kitap hayatımda benzer olaylar yaşarken okuduğum kitaplardı. Beni resmen kendilerine çektiler. Ben gerçekten kitapların bir ruhu olduğuna ve her kitabı, farkında olmasakta en doğru zamanda okuduğumuza inanıyorum. Kitabın arkasında; “İnsani değerlere en bağlı, en idealist kişilerin bile yakınlarını anlamakta nasıl yetersiz kalabileceğini, insan ilişkilerine sızan empati yoksunluğunu anlatıyor.” yazıyor. Gerçekten de böyle. Taşradan bir doktor olarak çıkıp şehre yerleşen İza’nın babasının ölümünden sonra annesini yanına Budapeşte’deki evine götürmesiyle olaylar başlıyor. Anne çok geleneksel ve taşra kafasında olan bir kadınken, doktor kızı İza artık şehir hayatına ayak uydurmuş biri. İkisi arasındaki bu çatışmanın, iki karakterin hayatında nasıl etkilere sebep olduğunu okuyoruz. Zaman zaman İza’ya zaman zaman anneye hak vererek ikircikli duygular içerisine girdim. Bazı satırlardan sonra, annenin hissettiği o boşluk, o yük oluyorum hissi beni derinden sarstı. Öyle ki, kitabı kapatıp ağlamaya başladım. Taşradaki hayatında oldukça aktif olan yaşlı kadın, şehirde modern bir apartman dairesinin onu günden güne edilgen bir hale getirmesiyle, ‘insan yaşarken ölebilir mi?’ diye düşünmeye başlıyor. En çok etkilendiğim sahnelerden biri ise, yaşlı kadının tramvaya binip sabahtan akşama kadar, belli noktaya odaklanarak, gezmesiydi. Ne kadar etkilendiğimi dile getirmekte zorlandığım bir roman. Empat bir insan olduğumu zannediyordum. Kitabı okuyunca zaman zaman gözümü, kulağımı kapattığımı fark ederek içten içe
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Puan vermedi·109 syf.··
2026 5. kitabı
Aforizma, az söz ile çok şey anlatma sanatı demek. Benim en sevdiğim, en hayran olduğum güçlerden biridir. Güç diyorum çünkü bunu herkes yapamaz. Çok ince bir zeka ister. Yazarımızda da bu elbetteki var. Öncelikle şunu söylemek istiyorum ince bir kitap ama anlaması ve okuması oldukça güç. Araştırmayı ve analiz etmeyi sevmiyorsanız bu kitabı okumak size zor gelecektir. Çünkü birçok aforizma üzerine uzun uzun düşündüm ve araştırdım. Altında yatan anlamı tek seferde anlamak kolay değil. Bana çok güzel şeyler öğretti Kafka’nın altın aforizmaları. Zihninizi açmak ve gerçek anlamda kafa yormak istiyorsanız, okumanızı öneririm… Sevgiler,
AforizmalarFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201734,4bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 4. kitabı
Dijital çağın her geçen gün kölesi oluyoruz. Artık teknolojinin kölesi değil, efendisi olmak için her bireyin mutlaka okuması gereken bir kitap. Beni oldukça bilinçlendirdi aynı zamanda korkuttu da. Aklımın hayalimin alamayacağı zararları okudukça hem kendim için hem de tüm insanlar için tedirgin hissettim. Ama bilinçlendiğimi hissederek ilerde anne olduğumda çocuğum için daha dikkatli ve daha özenli bir anne olmamı sağlayacak bir kitap okumuş olmak bana gönül ferahlığı verdi. Hepinize canı gönülden önerdiğim bir kitap. Kitabın önerisi, çocuklarımızın pusulası olma rolünü geri almamız. Kıymetli yazarımızın kalemine sağlık. İncelememi kitabın da bitiş cümlesi ile bitirmek istiyorum; Sayborglardan (yarı insan yarı robot) değil, gerçek insanlardan oluşan bir nesil yetiştirmek dileğiyle…
Ekran ÇocuklarıMeltem Küskü Schmidt · Remzi Kitabevi Yayınları · 2020144 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 2. kitabı
Stefan Zweig şüphesiz en etkilendiğim kalemlerden biridir. Psikolojik tahlilleri, dönemin zeistgeistini bu denli güzel aktarması ve betimlemesi beni hep etkilemiştir. Bir de kitap dönemin kadınlarının maruz kaldığı ataerkillik, ahlaki sınırlamalar, çifte strandartlar olunca benim için okumak kaçınılmaz oluyor. Hayatımın çok karmaşık bir dönemimde elim ısrarla bu kitaba boşuna gitmedi eminim. Zweig, bana düştüğüm bir kuyudan nasıl çıkacağımı gösterdi… Bazen yüklerden kurtulmanın en kolay yolunun anlamaya istekli olmaktan geçtiğini gösterdi… Kitap 20. yüzyılda yazılmıştır. 20. yüzyılda, çağımızdan pekte farkı yok bana göre, kadınların ahlaki yönden birçok sınırlamaya maruz kaldığı bir yüzyıl. Nitekim bunca zaman hala değişmemiş olan bu sınırlamalar utançtan başka bir şey değildir. Tüm sıfatlardan öte kadınların da yalnızca bir insan olduğunun asla kabul edilmediği bu dünya düzeninde, üstelik 20. yüzyılda eşitlikten söz etmenin mümkün dahi olmadığı bir dönemde Zweig’in olgun yaşlarda olup 20’li yaşlarda bir gençten hoşlanan, onun için her şeyi gözden çıkarmaya hazır olan bir kadını anlamaya çalışmamız gerektiğini savunan bu romanını yazması müthiş bir cesaret örneğidir elbette. Romanımız evli bir kadının sıkıcı evliliğinden bunalıp genç biri ile kaçışı üzerine muhabbet eden insanların düşüncelerine değinmiş ve bu masada bunu normal karşılayan sadece bir kişi var. Bunun üzerine masadaki 60’lı yaşlardaki bir kadın zamanında buna benzer bir olayı tam 24 yıl boyunca kalbine gömmüştür. Pek rastlanmayan ve rastlanması mümkün olmayan bir savunmayı duyunca bir an olsun 24 yıldır kalbine gömülü olan bu sırrı ya da yükü artık taşımamak için o kişiye anlatma kararı alır. Anlattığı zaman dönemin kadınlarına olan ahlaki yargının ve algının ne denli yaralayıcı olduğunu çok güçlü
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Parodi Yayınları · 2018150,8bin okunma