Neslihan T. profil resmi
Neslihan T. kapak resmi
hep böyleydim ne eksik ne fazla az bir şeydim azdım ama var oldum zorunluydum çünkü

neslihhaaann@gmail.com
23 Şubat
313 okur puanı
29 Eyl 2018 tarihinde katıldı.
hep böyleydim ne eksik ne fazla az bir şeydim azdım ama var oldum zorunluydum çünkü

neslihhaaann@gmail.com
23 Şubat
313 okur puanı
29 Eyl 2018 tarihinde katıldı.
  • Sabitlenmiş gönderi
    Ben değilsem, kim? Şimdi değilse, ne zaman?
    Emma Watson

    Feminizm sadece kadınlar için ortaya çıkmış bir fikir akımı değildir. Ataerkil toplum yapısına sahip olduğumuzdan ve bunun tüm dünyaya yayılmış bir sorun olmasından dolayı elbette öncelik ve baş sebep olarak kadınlar üzerinden yola çıkılmıştır. Fakat cinsiyet gözetmeksizin, bazı farkındalıkları yaratmanın herkesin görevi olduğunu düşünüyorum.

    Unutmayalım ki Feminizm, hepimiz için, cinsiyet eşitliğinin bütün ülkelerde uygulanmasını sağlamak amacıyla vardır.
    Amacımız ezilen veya ezilmeyen bütün kadınlara ses olup, sahip olduğumuz hakları almaktır.

    Kadın-Erkek eşitliğini savunan herkes FEMİNİSTTİR. Öncelikle içinizde bu gerçeği kabul edin ve daha sonra okumaya devam edin.

    Bakın, bizler dilenci değiliz. Sizlerden yahut erkeklerden ekstra bir hak talep etmiyoruz. Zaten olan hakkımızı istiyoruz! Bu uğurda amacından sapan, içini kinle dolduran topluluklar elbette olacaktır. Bunun önüne geçemeyiz.

    Fakat şu an öyle bir hal aldık ki feminizm kelimesi insanlara iğrenç geliyor. İnternette dolaşırken bazı yorumlara şahit oluyorum, “ben de kadın-erkek eşitliğini savunuyorum ama feminist değilim.”

    Neden feminist değilsin?

    Feminizm zaten eşitlik demektir. Bu amaç uğrunda yola çıkmıştır. Peki sen neden feminist olmuyorsun? İşte bunun cevabı tamamen kulaktan dolma bilgilerle toplumda kendine bir yer hazırlamaktır. Okumak, okuduğunu anlamak, araştırmak ve müzakere yapmaktan tamamen yoksun bir konumda olduğumuz için toplum adına ortaya çıkmış bütün fikir akımlarını genel yargılara göre ölçüp biçiyoruz.


    Feminizm de -her fikir akımına ait topluluklarda olduğu gibi- zamanla belirli kollara ayrılmış ve bu gibi katı düşüncelere sahip kadınlar tarafından yanlış tanınmıştır. Ben onları da zaten kadın-erkek eşitliğini istemeyen eril zihniyetten ayırmıyorum.

    İnsanlar artık bu kelimeden çekiniyor. Hele bazı kadınlar feminist olduklarını söylerlerse erkeklerin gözünde kötü gözükeceklerini düşünüyorlar. Toplumda dışlanacaklarına inanıyorlar. Kadın-Erkek eşitliğini istemek sizler için iğrenç midir? İçten içe bunu savunurken “feminist misin?” sorusuna “asla” cevabı vermek nedendir?

    Bizler erkeklerden nefret etmiyoruz ki... onlardan kendimizi üstün de görmüyoruz. Neden aynı üniversiteden mezun ve aynı diplomaya sahip bir erkekle aynı maaşı almayalım? Neden cinsel haklar konusunda erkekler normal karşılanıyorken kadınlara ayıp olsun? Neden siyaset erkeklerin işi olarak görülsün ve kadınlar beceremez diye aşağılansın?
    Neden eşit şartlarda çalışan eşlerin akşam eve geldiğinde yemek ve temizlik görevi sadece kadına aitmiş gibi davranılsın?

    Biz bu algı kadınlar için kırılsın isterken aslında erkekler için üzerlerinde olan yükü almaya çalışıyoruz. Hadi bir farkına varalım. Kadınlardan değil de erkeklerden konuşalım.

    Sizler yıllarca erkeğin maaşı eşinden yüksek olmalıdır gibi bir toplum baskısına maruz kalmadınız mı? Çocuklarınıza kadın ile eşdeğer ebeveynlik yapmak büyüklerinizce ayıp karşılanmadı mı? Hesabı erkek adam öder düşünce yapısı yüzünden ilişkiler sırtınıza kambur olmadı mı? Ağlamanın bile utanç olarak görülmesinden yorulmadınız mı? Erkekler kadınları korumalıdır diye bastırılmadınız mı? Eşinizden izin almadan hareket etmeyip, ona saygı duyarken arkadaşlarınız tarafından hanımcı diye dalga geçilmedi mi?
    Bizler biriz, tamız. Bize yapılan aslında size de yapılandır.

    Eşitlik diyoruz çünkü aynı hayatı yaşıyoruz. Aynı sorumluluklara sahip olalım, aynı hakları paylaşalım istiyoruz.

    Gel buluşalım ve hesabı ben ödeyeyim. Bundan neden utanıyorsun?
    Sen evde çocuklarına bak, eşin(kadın) işe gitsin ve para getirsin, bu neden zoruna gidiyor? Toplumun geneli olarak bu baskıyı kırarsak hepimizin rahatlayacağını söylüyorum ama sen bana feminist değilim diyorsun ve üstüne üstlük dalga geçiyor, bunu marjinal olarak görüyorsun!
    Ama biz farklı olmak istemiyoruz, aksine aynı olmak istiyoruz!

    Sana şu an ağlayarak kendi yaşadığım sıkıntıları veya toplumda yer alan kadın cinayetlerinden bahsetmeyeceğim. Sen zaten bunu çok iyi biliyorsun, onlardan kaçmaya çalışsan da görüyorsun. Sana şu an hepimizin sıkıntılarını yazıyorum. Bunun artık kaçabileceğin, görmezden gelebileceğin bir durum olmadığını söylüyorum.

    Ne zaman bunun ikimizin de sorunu olduğunun farkına varacaksın? Ne zaman beni anne olarak görmekten vazgeçip sadece insan olduğumu hatırlayacaksın? Ya da ne zaman kadınlar, erkeği belirli kalıplar içine sokmaktan vazgeçeceksiniz?

    Ben toplumsal olan bu sorunu fark edip sorgulayan kadınlar görmekten ziyade, birlikte hareket edebilen erkekler ve kadınlar görmek istiyorum. Bu sadece kendi sorunlarını fark etmenle olmamalı. Bencil olma. Senin yaşamaman bunların yaşanmadığı anlamına gelmiyor. Şiddet gören bir kadına “ben olsam 1 dakika durmazdım,” deme. Anlamaya çalış, empati yap.

    Mücadelemiz sadece eril zihniyetle değil. Ataerkil düzene inanan kadınlar ve erkeklerledir. Mücadelemiz cinsiyet ayrımı yapmaksızın herkesledir. Sadece kadınların hakkını aramıyoruz. Tüm düzende eşitlik, hak ve adalet istiyoruz.
    Feminizm tüm dünyanındır. Sadece Türkiye’nin değil. Ama bizim ülkemizde çok yanlış tanınmıştır. Bununla dalga geçen, yanlış aktaran birçok insan olmuştur. Tabi feministliğin özünü anlamadan sadece ben feministim deyip konuşanlar da buna alt yapı sağlamıştır.

    Ortalıkta sürekli kadınlar şöyledir, kadınlar böyledir, onlar çiçektir, melektir, anne adayıdır gibi yaklaşımlarla dolaşan birçok kadın var. Bunu da yanlış buluyorum. Sen anneysen o da baba. Beni diğerlerinden ayırma, yüceltme! Kendini de insanlar seni kadın olduğun için sevmek, yardım etmek zorundaymış gibi acındırma. Sen varsın, güçlüsün. Yalvarmıyorsun, sadece mücadele ediyorsun unutma!

    Sana koca bulamadığın için feminist olmuşsun muamelesi yapmalarına izin verme. “Feministler çirkin kadınlardan oluşur,” kalıbına ise hiç aldırma. Feminist olduğunu söyleyince ibne muamelesi gören erkek arkadaşlarım ise bu eşitliği sağlamak gerektiğini daha iyi anlayacaklarını düşünüyorum.

    Erkeğin yeteneğiyle kadının yeteneğinin farklı olmasının cinsiyetle bir alakası yoktur. Hepimizin becerileri birbirinden farklıdır. Bu seninle belli olur. Bir kadın erkekten daha kaslı da görülebilir ve daha güçlü de olabilir.

    Ve Sen!
    Bir ebeveynsen erkek çocuğuna “erkek adamsın, yaparsın!” deme! Kız çocuğun aynısını yapamaz mı sanıyorsun? Ne yazıkki bu tarz kalıplar beynimize çocukken aşılanıyor. Şimdiki yetişkinler belki bunun farkına varamayacak. Ama sen! Sen, çocuklarına bunu öğretebilir, geleceğe güzel bir nesil miras bırakabilirsin.

    8 Mart Dünya Kadınlar günüymüş. Bu günün anlamının gerçekte ne olduğunu biliyor musun? Ölen işçi kadınların hatırlanması, geleceğin bu uğurda kayıplar yaşamaması, düzelmesi ve her sene bir öncekine dönüp bakınca neler değişmiş anlaşılması için var. Kapitalist düzenin burjuva kadınlara hizmet etmesi için değil. Bana çiçek alma. Kadınlar günüm yok benim. Hepimizin günü yok. Pırlanta istemiyorum, kolye istemiyorum. Ya da o gün kadınlar için düzenlenen etkinlikler hiç istemiyorum!

    Ünlü markalar bu gün için feminist temalı ürünler çıkarıyor. Fiyatları dudak uçuklatan cinsten. Ayşe teyzemin feminist olmaya hakkı yok mu? Reklamınız sadece belirli konumda olan kadınlara mı?
    Bu kapitalist düzen feminizmin yanlış tanınmasına sebep oluyor. Feminizm bu değildir. Şampuan reklamlarındaki kusursuz kızlar değil! Bunu artık sığ ve boş insanların eline bıraktınız ve olay sadece kadın düşmanlığına dönüştü. He bir de olayı yanlış anlayıp erkek düşmanlığı yaratan kadınlar da dahil.

    Ben senin düşmanın değilim, senim.. Biriz, aynıyız. Bana sırtını dönme ve beni anla. Kadın- Erkek eşitliğine inanan hepimiz aslında FEMİNİSTİZ, unutma.
  • Neslihan T. paylaştı.
    336 syf.
    Sitenin en önemli faydalarından birisi, kişiye okuma arayışında yeni keşifler yaptırıyor ve bunlara bağlı olarak da çeşitli okuma planları oluşturmasını sağlıyor olmasıdır. Ben de nispeten daha az okuduğum Türk edebiyatına yöneldiğim bu sıralar sitenin bu özelliğinden faydalandığımı belirtmeliyim.

    Reşat Nuri Güntekin'den kitaplar okudum. Serüvenci bir anlatım ağır bastığı bu eserlerde, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde toplumsal hayatı çok derinlemesine girmeden okumuş oldum. Ardından Peyami Safa'dan okuduğum bir kitabında ise daha doyurucu edebi zevk aldım. Safa'nin düşüncelerinin birçoğuna katılmıyor olsam da eseri, edebi yönden oldukça yukarıdaydı. Güntekin'deki nispeten yüzeysel değinilen Cumhuriyet devrimlerinin topluma ve bireye yansımalarını daha derinlemesine okuma fırsatı buluyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar ile edebi seviye ve devrimlerin birey ve topluma yansımaları açılarından Türk edebiyatında zirve yapıyor, en azından şu ana kadar okuduğum Türk yazarlar açısından durum böyle. Vüs'at O. Bener'de ise Oğuz Atay'da olduğu gibi bireysellik yukarıya çıktı. Buna ek olarak Vüs'at O. Bener'in farklı anlatım tarzları denediğini fark ediyoruz. Nihayetinde Tahsin Yücel'le şu ana kadarki Türk edebiyatı serüvenimde günümüze yaklaşmış oluyorum. Çünkü Tahsin Yücel'in okuduğum iki romanında son dönemlerde yaşadığımız hayata dair çıkarımlar, eleştiriler yapılmaktadır. Bunları kurgunun içinde insanın gözünün içine sokmadan bilakis edebi açıdan insanın haz duyacağı şekilde yapılmaktadır.

    Gökdelen romanında 2073 Türkiye'sindeyizdir. Dünyanın tam anlamıyla küreselleştiğini anlıyoruz. Bundan Türkiye de payını almıştır. Ülkede özelleştirilmeyen tek mecra olarak hukuk kalmıştır. Hukukun özelleştirilmesi de romanın başlıca konusu olur. Kitabın kahramanı eski devrimcilerden ünlü bir avukat Can Tezcan, İstanbul'u yeni bir New York haline getirmek isteyen iş adamının avukatidir. İş adamının projelerinde ufak bir pürüz çıkar. Bu pürüz, merkezi bir noktada bir ihtiyarın eski tip evini satmamasıdır. Bununla birlikte Can'ın yakın bir arkadaşı iki senedir neyle suçlandığı belli olmadan yargılanmaktadır. Davanın salt siyasi olduğunu anlıyoruz. Bu iki etkenden dolayi Can'ın aklına, hukukun özelleştirilmesi fikri gelir. Sonra da bu amacını gerçekleştirmeye çalışır.

    Bu çalışmaların işleyişi sırasında ülkedeki medyanın, televizyonlardaki tartışma programlarına çıkan ve her konuda 'bilgili' profesör ve gazetecilerin, hükümet başkanı Mevlüt Doğan ve adalet bakanı, muhalif partilerin nezdinde siyasilerin, çeşitli iş kolundan iş adamlarının ve bir iki tane devrimci insanın içinde bulunulan dünyanın şartlarındaki hallerine tanık oluruz. Bu noktada roman distopik atmosfere bürünür.

    Benim dikkatimi tüm bunlardan ziyade yazarın metafor olarak da kullandığı yılkı atlarının durumu çekti. Yılki atları, insanların sahip oldukları ama yaşlandıkları için doğaya salınan atlardır. Romanda ise bu durumun artık insanların kendileri için de geçerli olduğunu görmekteyiz. Yani küreselleşen bu distopik dünyada yılkı insanları bulunmaktadır. Bu insanlar değişen dünyada işsiz kalmış ve işsizlikten öte toplumsal hayatın dışına itilmis yük olarak görülen ve kodamanların görmek bile istemedikleri ekonomik olarak aşağı tabakadan insanlardır. Aydinlanmanin tahayyülü olan insanlığın ilerlemenin de aşırı özelleştirmeyle kaynakların adaletsiz dağılımı nedeniyle gerçekleşmediğini hatta tam tersi bir tablonun oluştuğunu görürüz. Örneğin; eğitim seviyesi, artacağına eğitimin özelleştirilerek salt zenginlerin eğitim alıp fakirlerin sistem dışına itilmesiyle giderek düşmüştür. Öyle ki ciddi bir okuma bilmeyen halk kitlesi oluşmuştur. Çünkü fakir halk çocuklarını okullara gönderememekte, kendi çabalarıyla temel bilgileri onlara sağlamakla yetinmek zorunda kalmışlardır. Kodaman sınıf ise bir diğer metafor olan gökdelenlerinde yaşarlar. İşlerine bile mekiklerle giderler ve yılki insanlarının varlığından bile haberleri yoktur veya yokmuş gibi davranmaktadırlar.

    Gökdelen, yazarın bir önce okuduğum Yalan romanından daha güzeldir bence. Çünkü Yalan'da bence bir tık fazla uzunluk söz konusudur. Bu uzunluğun olumsuz bir izlenim bırakmasının nedeni, bazı unsurların gereksiz yere tekrarlanmasıdır. Bu da yer yer insanın sıkılmasına neden olmaktadır. Gökdelen ise bu açıdan daha başarılıdır. Yalan'da en hoşuma giden unsur olan, Dostoyevski'nin düşünce ve karakterlerinin yer alması Gökdelen'de de bulunmaktadır. Bu noktada ise Yalan, Gökdelen'e de göre daha başarılıdır. Bunlarla birlikte yazar, öz Türkçe kelimeler kullanmaya özen göstermiştir. Bu, benim ayrıca hoşuma giden bir unsur oldu.

    Sonuç olarak, yazarin gerek Gökdelen gerekse Yalan romanlarını herkese tavsiye ederim. Edebiyat, toplumsal eleştiri ve değerlendirme, Dostoyevski'nin düşünce ve karakterlerinin kurgu içinde kullanımını okumak isteyen herkese tavsiye ederim.

    İyi okumalar.
  • Herkese Merhaba.
    Uzun bir aradan sonra 18.04.2020 Cumartesi günü akşam 20:00'de Metis Okur ‘in Youtube üzerinden yapacağı canlı yayına Semih ile birlikte konuk olacağız.

    Konuşacağımız konular hakkında ayrıntılı tüm bilgileri arkadaşım Semih sizlere bahsetmiş.

    Yaşanılan mahkeme süreciyle ilgili attığım ileti sonrası birçok arkadaşımdan mesajlar aldım.
    İnanın okuduğum her mesajda aslında ne kadar çok korkutulduğumuzu gördüm. Fotoğraflar üzerinden tehdit mesajları, flört şiddeti, cinsel istismar... daha sayamadığım aklınıza gelmeyecek türlü türlü olaylar.

    Yayın boyunca ne kadarına değinebiliriz bilmiyorum.
    Fakat herkesin yaşamış olduğu bu zorbalığa karşı nasıl güçlü kalması gerektiği konusunda çok büyük adımlar atacağımızdan eminim.

    Sorularınız ve yardımcı olmamızı istediğiniz konular varsa bana veya Semih arkadaşıma mesaj atabilirsiniz. Herkesi yayına bekliyorum.
    Şimdiden teşekkür ederim.
    SADECE BEN :)
    Merhabalar, bu akşam 21.00'de (25.04.2020) Youtube'da canlı yayın yapacağım. Bana sormak istediğiniz sorular varsa ya da sohbet etmek, kitaplar hakkında konuşmak istiyorsanız buyurun gelin.
    Beni yalnız bırakmayın akşam :D

    Kitap buluşmamızı bu linkten izleyebilirsiniz:
    https://youtu.be/jCLEsVu46U4

    Daha önceki yayınlarımızı izlemek isterseniz: #65457853

    Ben sadece dinlemek değil konuşmak da istiyorum, beni susturamazsınız diyenleri de düşündük.
    Sesli ya da görüntülü, nasıl isterseniz katılabilirsiniz yayına :)
    Telefonunuza Skype uygulamasını indirip bana mesaj atmanız yeterli :)
    https://join.skype.com/invite/ilrL1C2f6Vdb
  • Neslihan T. paylaştı.
    Herkese Merhaba.
    Bahsedeceğim konu hakkında yazmış olduğum yazıyı, beni seven ya da sevmeyen herkesin okumasını rica ediyorum. Eğer uyarmam gerekirse de, konuyu lütfen şahsi problemlere dönüştürmeyelim. 

    Burada baştan belirtmek istiyorum hiçbir şahsın ismi geçmeyecektir. Sadece sosyal medyada emsal teşkil etmek adına sizlere böyle bir yazı yazıyorum.

    Yaklaşık 1 yıl önce 1000Kitap üzerinden bir mesaj aldım.
    İçeriği şöyle;
    https://ibb.co/bL5LdGj

    Mesajı okuduktan sonra hesap aniden kullanıcı tarafından kapatıldı. Ama ben okuduğum zaman öyle bir şoka girmiştim ki, ekran görüntüsü almış bulundum. Soluğu doğru karakolda aldım. Mesajın benim üzerimde yarattığı etkileri bir kenara bırakın, mesajın içerinden dolayı türlü psikolojik baskıya maruz kaldım.

    Bu süreçte karakoldan, savcılıktan ve ailemden her çeşit sorular duydum. Devamında da aşağılayıcı bakışlar gördüm.

    1- Daha önce para karşılığı birlikte olduğun birileri oldu mu?
    2- Kızım aman baban bu mesajı görmesin.
    3- Sana yazan bu şahıs ile bir birliktelik yaşamış olabilir misin? (Aslında olağan olan bir durum mesajın içeriğinden sonra insana ne kadar da değişik hissettiriyor.)
    4- Mesajı yazan kişi seni çok iyi tanıyor olmalı öyle değil mi? Çok kesin ve net söylemlerde bulunmuş.
    5- Neslihan tövbe kızım kimlerin altında görecekler seni ha Neslihan?

    Ve daha nice aklıma gelmeyen berbat sorular.

    Şahsıma yazılan mesaj öyle bir boyutta ki, insanın verdiği ifadeler çoğu zaman yetersiz kalıyor. Kendimi nasıl açıklamam gerektiğini inanın hiç bilemedim. Nasıl ifade vermeliydim, yazanın kim olduğunu bilmediğimi daha nasıl anlatabilirdim, onu da 1 yıl boyunca anlayamadım. Ama size kesin bir şey söyleyebilirim ki defalarca karakola ifade vermeye gittim ve her seferinde aynı soruları cevapladım.

    https://ibb.co/42PJZRz
    Bu fotoğraf 1 yıl boyunca benim verdiğim ifadelerim ve dosyamın sadece bir kısmı. Bana yetkili kişilerden her zaman bu şahsı bulamayız, ifadenden vazgeç gibi talepler oluştu. Onların da haklı sebepleri olduğunu biliyorum.

    Fakat https://1000kitap.com ekibi tahmin bile edemeyeceğim kadar dosyaya yardımları oldu. Ekibe ve Hacı Seydaoğlu beye buradan ayrıca teşekkür ediyorum.

    1 yılın sonunda şahsın kim olduğuna ulaştım. Yolun sonuna da çok yaklaştım. İsim vermek ya da insanları buradan küçük düşürmek gibi bir niyetim asla yok. Zamanında hepimizin hataları olmuş olabilir, benim de oldu. Şahsı elbette kınıyorum. Bana yazdığı mesajın hiçbir dayanağı olmadığını, öfkesiyle yazılmış bir mesaj olduğunu da biliyorum. Ama 1 yıl boyunca maruz kalmak zorunda olduğum her şeyin bir geri dönüşü olsun istiyorum.

    Ne ailenizden ne de toplumdan gelecek soruları aldırış etmeden size yapılan en ufak bir saldırıyı şikayet edin. Siz bir adım atın inanın gerisini her zaman getirmek için koşacaksınız.


    İşin benim için en güzel ve en anlamlı yerine geldik.
    Semih
    Sen olmasaydın eğer bu kadar başarabilir miydim bilmiyorum. En büyük destekçim ve yardımcım çoook sevdiğim arkadaşım Semih oldu. Yaptıklarına karşılık ne diyebilirim bilmiyorum ama insanların senin gibi güzel yürekli kişilere ihtiyacı var onu biliyorum. İyi ki varsın.

    Dava sonucunda da ufak bir dipnot alta eklerim. Ama isim vermek gibi bir niyetim yok. Dediğim gibi sadece örnek olmak istediğim için bu yazıyı yazıyorum. Yorum ya da beğenilerinizi daha çok ihtiyacı olan kişilere atabilirsiniz. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.
  • Neslihan T. paylaştı.
    DEĞERLİ 1K KADINLARI LÜTFEN BU İLETİYİ DİKKATLİCE OKUYUN.

    Öncelikle klasik cümleler kurmayı seven biri değilimdir; ama bir taciz olayı ile karşılaştığınızda “yalnız değilsiniz,” bunu bilmelisiniz. Ha burada bahsettiğim “yalnız değilsiniz,” cümlesi, yüce Türk adaleti arkanızda anlamında değil kesinlikle. Yüce Türk adaleti ve savcıları Neslihan’ın arkasında değildi. 1 senedir adeta hukuk mücadelesi vererek şüpheli şahsı bizzat kendisi tespit etti. Savcının dosyayı kapatma tekliflerinde bulunduğu noktada vazgeçmedi. Kısacası pes etmedi. Tacize “eyvallah,” demedi. Bu sebeplerle ben de kendisine teşekkür ederim.

    Neslihan’ın iletisinde bahsettiği gibi burada çok önemli bir övgüyü de Hacı Seydaoğlu hak etmektedir. Zira sizi yalnız bırakmayan ve tacize göz yummayan kişi, 1K sitesinin kurucusu Hacı Seydaoğlu’dur. Kendisi diğer bazı sosyal medya siteleri gibi İP üzerinden kullanıcı isimlerini ve bilgilerini savcılık makamı ile paylaşmamazlık etmedi. Dolayısıyla şüphelinin bulunmasında son derece değerli bilgiler verdi. Dosyaya çok önemli deliller sundu. Şahsım adıma ben de kendisine teşekkür ederim.

    Neslihan’ın burada bahsettiği taciz olayı ile ilgili müsait zamanda bilgilendirici bir ileti yazacağım. Hatta bir taciz olayı ile karşı karşıya kaldığınızda, şayet karşınızdaki kişinin ceza almasını istiyorsanız, ne yapmanız gerektiğini de söyleyeceğim. Şimdilik çok müsait olmadığım için telefondan bu kadarını yazabiliyorum. Herkese iyi geceler dilerim.
    Herkese Merhaba.
    Bahsedeceğim konu hakkında yazmış olduğum yazıyı, beni seven ya da sevmeyen herkesin okumasını rica ediyorum. Eğer uyarmam gerekirse de, konuyu lütfen şahsi problemlere dönüştürmeyelim. 

    Burada baştan belirtmek istiyorum hiçbir şahsın ismi geçmeyecektir. Sadece sosyal medyada emsal teşkil etmek adına sizlere böyle bir yazı yazıyorum.

    Yaklaşık 1 yıl önce 1000Kitap üzerinden bir mesaj aldım.
    İçeriği şöyle;
    https://ibb.co/bL5LdGj

    Mesajı okuduktan sonra hesap aniden kullanıcı tarafından kapatıldı. Ama ben okuduğum zaman öyle bir şoka girmiştim ki, ekran görüntüsü almış bulundum. Soluğu doğru karakolda aldım. Mesajın benim üzerimde yarattığı etkileri bir kenara bırakın, mesajın içerinden dolayı türlü psikolojik baskıya maruz kaldım.

    Bu süreçte karakoldan, savcılıktan ve ailemden her çeşit sorular duydum. Devamında da aşağılayıcı bakışlar gördüm.

    1- Daha önce para karşılığı birlikte olduğun birileri oldu mu?
    2- Kızım aman baban bu mesajı görmesin.
    3- Sana yazan bu şahıs ile bir birliktelik yaşamış olabilir misin? (Aslında olağan olan bir durum mesajın içeriğinden sonra insana ne kadar da değişik hissettiriyor.)
    4- Mesajı yazan kişi seni çok iyi tanıyor olmalı öyle değil mi? Çok kesin ve net söylemlerde bulunmuş.
    5- Neslihan tövbe kızım kimlerin altında görecekler seni ha Neslihan?

    Ve daha nice aklıma gelmeyen berbat sorular.

    Şahsıma yazılan mesaj öyle bir boyutta ki, insanın verdiği ifadeler çoğu zaman yetersiz kalıyor. Kendimi nasıl açıklamam gerektiğini inanın hiç bilemedim. Nasıl ifade vermeliydim, yazanın kim olduğunu bilmediğimi daha nasıl anlatabilirdim, onu da 1 yıl boyunca anlayamadım. Ama size kesin bir şey söyleyebilirim ki defalarca karakola ifade vermeye gittim ve her seferinde aynı soruları cevapladım.

    https://ibb.co/42PJZRz
    Bu fotoğraf 1 yıl boyunca benim verdiğim ifadelerim ve dosyamın sadece bir kısmı. Bana yetkili kişilerden her zaman bu şahsı bulamayız, ifadenden vazgeç gibi talepler oluştu. Onların da haklı sebepleri olduğunu biliyorum.

    Fakat https://1000kitap.com ekibi tahmin bile edemeyeceğim kadar dosyaya yardımları oldu. Ekibe ve Hacı Seydaoğlu beye buradan ayrıca teşekkür ediyorum.

    1 yılın sonunda şahsın kim olduğuna ulaştım. Yolun sonuna da çok yaklaştım. İsim vermek ya da insanları buradan küçük düşürmek gibi bir niyetim asla yok. Zamanında hepimizin hataları olmuş olabilir, benim de oldu. Şahsı elbette kınıyorum. Bana yazdığı mesajın hiçbir dayanağı olmadığını, öfkesiyle yazılmış bir mesaj olduğunu da biliyorum. Ama 1 yıl boyunca maruz kalmak zorunda olduğum her şeyin bir geri dönüşü olsun istiyorum.

    Ne ailenizden ne de toplumdan gelecek soruları aldırış etmeden size yapılan en ufak bir saldırıyı şikayet edin. Siz bir adım atın inanın gerisini her zaman getirmek için koşacaksınız.


    İşin benim için en güzel ve en anlamlı yerine geldik.
    Semih
    Sen olmasaydın eğer bu kadar başarabilir miydim bilmiyorum. En büyük destekçim ve yardımcım çoook sevdiğim arkadaşım Semih oldu. Yaptıklarına karşılık ne diyebilirim bilmiyorum ama insanların senin gibi güzel yürekli kişilere ihtiyacı var onu biliyorum. İyi ki varsın.

    Dava sonucunda da ufak bir dipnot alta eklerim. Ama isim vermek gibi bir niyetim yok. Dediğim gibi sadece örnek olmak istediğim için bu yazıyı yazıyorum. Yorum ya da beğenilerinizi daha çok ihtiyacı olan kişilere atabilirsiniz. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.
hep böyleydim ne eksik ne fazla az bir şeydim azdım ama var oldum zorunluydum çünkü

neslihhaaann@gmail.com
23 Şubat
313 okur puanı
29 Eyl 2018 tarihinde katıldı.
Okur takip önerileri
Daha fazla