Belki de "Uyuyan yılanın kuyruğuna basma lafını düstur edinmişiz" sanılabilirdi .İnsanlar birbirlerini hiç tanımıyor .Karşındakilerin hakkında en ufak bir fikirleri yok. Kendilerini çok yakın iki dost sanıp asla birbiriyle anlamıyor, hayatlarını bu hatalarını fark etmeden geçiriyor ve içlerinden biri ölüncede arkalarından ağlıyorlar.
Gerçek bir korkak mutluluktan bile dehşet duyar. Ham pamuktan bile berelenir. Neşeden bile yaralanır. Paniğe kapılarak bir an önce yaralanmadan kaçmak istedim. Bu yüzden de kendimi tanıdık soytarının sis perde sayfasına sakladım.
İnsanların dehşetinden tir tir titrediğim bir insan gibi davranma yahut konuşma konusunda kendime benim olmadığı için tüm korkularım ile endişelerimi toplayıp bir kutuya tıktım ve kalbim derinliklerini sakladım. Melankolikliğimi ve gerginliğimi temkinlice gizleyip masumiyet maskesi taktım, yavaş yavaş kendimi geliştirerek eksantrik bir soytarı rolüne büründüm.İnsanları
güldürebilmek namına her şeyi yapabilirdim ,ne olduğu hiç önemli değildi.
İnsanlar tüm hayatlarını birbirlerini kandırıp yalanlar söyleyerek geçiriyor. ama daha da garip bir kimse buna özellikle içerlemiyor gibi görünüyor.İnsan hayatı öylesine Halis, canlı ve Şen şekilde iki yüzlüklülükle dolu ki artık birbirlerini kandırdıklarının farkına bile varmadıklarını düşünmeye başladım. Tabii insanların birbirlerini aldatmaları çok da ilgimi çekmiyor ,ne de olsa ben de soytarı soytarılığımla gece gündüz insanları aldatmıyor muyum? Ders kitaplarında yer alan ahlak ve dürüstlük kavramları hiçbir zaman ilgimi çekmedi.Anlaşılmaz bulduğum birbirlerine yalan söylerken böylesine Halis canlı ve Şen hayatlar sürebilen insanlar bu özgüveni nereden buluyorlar?