Merhaba;
Kısa bir süre önce Kalbime Üç Cemre Düştü kitabını yorumlamıştım, her iki kiyabı paralel okudum. aynı yazarın farklı kitaplarını aynı zamanda okumak benim için eğlenceli oluyor. Fakat Ender ÖZDEN kitaplarında ayrı bir güzellik oldu.
Çünkü;
Kitapların türü tamamen farklı. KÜCD gençlik romanı, İXİMİA bilim kurgu.
Kitapların anlatımı farklı. KÜCD günlük yazar gibi basit ve duygu içerikli, kısa ve daha çok devrik cümleler ile yazılmışken, İXİMİA bilimsel detaylar içeren düz ve uzun cümleler ile yazılmış.
Kitapların kurgusu tamamen farklı. KÜCD hemen hemen herkesin gençlik döneminde yaşaması olağan olan bir kesit anlatılırken; İXİMİA beyinleri zorlayan bilimsel detaylar ile süslenmiş sıradışı olaylar döngüsü ile gelecek zamana işaret gönderen bilim kurgu hikaye anlatıyor.
İki kitabın ortak noktası ise yine gerçek dostluğun nasıl olduğunu anlatması.
Yazarın bu kurguda gerçekten başarılı bir çalışma sergilediğini şüphesiz söylemek istiyorum. Giriş kısmı ile okurun aklında tamamen farklı bir dünya yaratıp cevapları olmayan sorular oluşturuyor. Anlam vermekte biraz zorlanıyor insan. Hatta neredeyse kurgunun geleceğinden şüphe edebilirsiniz. Fakat sonra tüm soruları bir bir cevaplayarak gayet başarılı bir şekilde yerine yerleştiriyor. Olaylar kusursuz bir şekilde birbirine bağlanıyor.
Hoşuma giden en önemli detay ise; ''Tamam artık olaylar çözüldü hikaye bitti'' derken önünüzde hala 200 kadar sayfa kalmış olması. neredeyse yeni bir hikaye başlıyor diyebilirim.
Bu biraz da riskli bir durumdur. Okurun aklında hikaye bitmişken yazarın devam etmesi okuru sıkabilir. Fakat yazar oldukça başarılı bir şekilde hikayeyi devam ettirip okuru yeniden kurguya dahil ediyor. İşte bu durum bu kitabın başarısıdır diyorum.
Bilim kurgu okumak genel olarak biraz zor gelir okura, ilgi
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yaşam da galiba sorular ve cevaplardan oluşuyordu. Bazen sözlü olarak dile getiriliyor, bazense hayatın kendisi bir soru işareti şeklinde geliyordu. Sorsalar, sözlü soruları tecih ederdim. Cevabı en kolay soru şekli onlardı. En zoru ise hiç sorulmayan sorulardı. Öyle ki soruluyor ama siz sorulduğunu ne duyuyor ne de anlayabiliyordunuz!