Bahar Yüksekyayla

Bahar Yüksekyayla
@Nevbaharyy
Psikolojik Danışman
Şanlıurfa
17 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·258 syf.··
2020 10. kitabı
·
'' Köpeğe kemik atmak hayırseverlik değildir. Hayırseverlik kendin de en az köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır'' . Doğrusunu söylemek gerekirse kitaba pek bir ilgiyle başlamadım. Kitabı fablın klasik bir versiyonu olarak görüyordum. Oysaki kitapta konuşan hayvanlar yoktu, tek bir hayvanın - beyaz diş- gözünden anlatılıyordu her şey. Bir kurt kırması olan '' Beyaz Diş'' in anne-babasının hayat hikayeleriyle başlıyor kitap. Sonrasında Beyaz Diş'in doğumu, türdeşlerinden farklılığının anlatılmasıyla akla şu soru geliyor''Beyaz Diş aslında köpek kanı mı taşıyor?''. Roman ilerledikçe öğreniyoruz ki Beyaz Diş damarlarında hem kurt hem de köpek kanı taşıyan bir kurt kırmasıdır. Beyaz Diş'in kendini keşfedişi, büyümesi ile ilerliyor kitap. Şartların, çevrenin, bize biçilen rollerin ve koşulların biz insanlar için belirleyici olduğu kadar hayvanlar için de kişilik gelişiminde ne kadar belirleyici olduğunu görüyoruz. London'un şu cümlesi de bunu destekliyor '' Koşullar bir kez daha Beyaz Diş'in hamurunu şekillendirmişti''. Veril/en/meyen sevgi, ilgi ve değerle beraber iyilik ve kötülüğün peşin sıra yer değişimine şahit oluyoruz. Sonrasında doğasının tam tersi davranışlar isteniyor kurt kırmasından. Canlı olan hiçbir şeye saldırmaması gerektiği öğretiliyor. Bu noktada akla şu soru geliyor : Doğamızın tersi davranışlar ve yahut içimizdeki kötülüğü (zarar verme dürtüsü, saldırganlık) tümden yok etme canlının ters tepmesine ya da canısızlaşmasına sebep olmaz mı? İlerleyen kısımlarda yazar da bu duruma izin vermeyip Beyaz Diş'in içgüdülerinin bir kısmıyla hareket edebilmesine izin verdittiriyor. London bizim Beyaz Diş yerine üzülmemize, sevinmemizi sağlayacak bir uslüp ile anlatıyor. Tek bir diyalog olmadan bir kurt kırmasının gözünden anlatılan olaylar, hayvanlar
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,6bin okunma
Reklam
Puan vermedi·424 syf.··
2020 14. kitabı
Okumaya bir türlü fırsat bulamadığım, coronanın yarattığı zamansal boşluklar ile okuma fırsatı yakaladığım çok güzel bir kitap. Hani bir solukta bitirilebilecek kitaplar vardır ya kuşkusuz 'pia mater' de onlardan. Kitap gerek ismi gerek kapak tasarımı ile insanı bir bilinmezliğe, gerilime sürüklüyor. Kitabın başlangıç cümleleri de bunu destekler nitelikte '' ilerle demişti adam. 'Sakın arkanı döneyim deme'. Sadece ilerle''. Açıkçası kitabı okumaya başladığımda töre cinayetine kurban gidecek olan bir kız figürü canlanmıştı kafamda oysaki kitapta anlatılanların çok farklı olduğunu kitabın ilerleyen kısımlarında anlayacaktım. Kitabın içeriğine, yapısına gelecek olursak kitap yazarın deyimi ile tam bir nöroroman. Yazarın olay akışına serpiştirdiği bilgiler (beyinin kimyası, işleyişi ile ilgili) günlük hayatta yaptığımız işlerde beynin rolü bize gösteriyor. Kitap 46 bölüme ayrılarak yazılmış, her bir bölümün başına yazılmış cümleler okuyucuya hem bölüm hakkında bilgi veriyor, hem de meraka sürüklüyor. Kitabın kurgusu kadar karakterlere verilmiş olan isimler de bir o kadar ilginç: Tesla, Alef, Perit, İllias, Aren, Galen, Meryam. Karakterlerin isimleri sanki doğu ve batının sentezi şeklinde kurgulanmış. Kitabı okurken yazarın müzik tercihlerine, okuduğu kitaplara tanık oluyorsunuz (karakterler aracılığıyla yazar bence kendinden bahsediyor). Kitabın içeriğinden bahsedemiyorum, olayların birbirleriyle fazla bağlantılı oluşu, geriye dönüş - flashback- oluşu bunu anlatmamı zorlaştırıyor. Ayrıca kitabın sonunda çok kötü bir şekilde afallayabilirsiniz, çünkü kurgu tamamen yarım bir şekilde bırakılarak kitap sonlandırılıyor. Yazarın kitabın devamı niteliğindeki kitabını, bitirmek üzere olduğunu belirtmesi bir hayli sevindirici olsa da ben kitabın yarım kalışının şaşkınlığını bir
Pia MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 201919,1bin okunma