Okumaya bir türlü fırsat bulamadığım, coronanın yarattığı zamansal boşluklar ile okuma fırsatı yakaladığım çok güzel bir kitap. Hani bir solukta bitirilebilecek kitaplar vardır ya kuşkusuz 'pia mater' de onlardan.
Kitap gerek ismi gerek kapak tasarımı ile insanı bir bilinmezliğe, gerilime sürüklüyor. Kitabın başlangıç cümleleri de bunu destekler nitelikte '' ilerle demişti adam. 'Sakın arkanı döneyim deme'. Sadece ilerle''. Açıkçası kitabı okumaya başladığımda töre cinayetine kurban gidecek olan bir kız figürü canlanmıştı kafamda oysaki kitapta anlatılanların çok farklı olduğunu kitabın ilerleyen kısımlarında anlayacaktım.
Kitabın içeriğine, yapısına gelecek olursak kitap yazarın deyimi ile tam bir nöroroman. Yazarın olay akışına serpiştirdiği bilgiler (beyinin kimyası, işleyişi ile ilgili) günlük hayatta yaptığımız işlerde beynin rolü bize gösteriyor. Kitap 46 bölüme ayrılarak yazılmış, her bir bölümün başına yazılmış cümleler okuyucuya hem bölüm hakkında bilgi veriyor, hem de meraka sürüklüyor. Kitabın kurgusu kadar karakterlere verilmiş olan isimler de bir o kadar ilginç: Tesla, Alef, Perit, İllias, Aren, Galen, Meryam. Karakterlerin isimleri sanki doğu ve batının sentezi şeklinde kurgulanmış. Kitabı okurken yazarın müzik tercihlerine, okuduğu kitaplara tanık oluyorsunuz (karakterler aracılığıyla yazar bence kendinden bahsediyor). Kitabın içeriğinden bahsedemiyorum, olayların birbirleriyle fazla bağlantılı oluşu, geriye dönüş - flashback- oluşu bunu anlatmamı zorlaştırıyor. Ayrıca kitabın sonunda çok kötü bir şekilde afallayabilirsiniz, çünkü kurgu tamamen yarım bir şekilde bırakılarak kitap sonlandırılıyor. Yazarın kitabın devamı niteliğindeki kitabını, bitirmek üzere olduğunu belirtmesi bir hayli sevindirici olsa da ben kitabın yarım kalışının şaşkınlığını bir