"Bana inanmıyorsun, değil mi?" dedi Richard.
"Nereden anladın?"
"Bu, benimle yemek yemeyeceksin mi demek oluyor?"
O ana kadar Jordan oturup onları dinlemiş, gözleri bir ona, bir buna pinpon maçı seyreder gibi gidip gelmişti. Nihayet, dayanamayıp sabırsızlıkla araya girdi. "Yemek yiyeceğimize emin olabilirsin çünkü ben açlıktan ölmek üzereyim. Beryl, sana söylüyorum. Bu masadan yemek yemeden kalkmayacağım, haberin olsun."
Beryl de iç geçirip mönüyü eline alarak, "Sanırım sorunun cevabını aldın. Son sözü Jordie'nin midesi söylemiş oldu."
Arabaya binip kuzeye, Seine Nehri'ne doğru ilerlediler. Mavi Peugeot yine peşlerindeydi ama artık umursamıyorlardı. Fransız ajan, Paris'teki hayatlarının belki de güven veren tek parçasıydı.
- "Sen olduğunu bilseydim," dedi Beryl, Daumier'in başına buz torbası bastırırken, "böyle canını yakmazdım."
- "Ben olduğumu bilseydin," diye homurdandı Daumier, "yine değişen bir şey olmazdı bence." Ardından, kafasındaki torbayı sabit tutmaya çalışarak kanepeye oturdu. "Zut alors, neydi o elindeki chérie? Tuğla falan mıydı?"
Richard gidip Beryl'in yanına oturdu. "Senin için fark eder mi bilmem ama ben kimseyi öldürmedim."
- "Ama bunun içi eğitim aldın."
- "Yalnızca kendimi korumak için. Adam öldürmekle ikisi farklı şeyler."