bir öpüşmenin tadını ağzında hep kuranlar
doğamazlar sonsuz giysisini begonyanın bir çiçeğin açamazlığını duyarlar durmadan korkunç bir fırtına olarak yoğun bir buğu olarak
kayıp gider sonunda birinci tekil kişi ve kokular uçup gider
bir garip boşluk kalır
o kokuyu anımsatan çiçeklerden yapraklardan oylumunu yitiren adamlardan
öbür kalanlar için doyulmaz sanılan
belki önemli değil ama çekip gidelim kedilerin kendilerinin olan akşamına
insanın kendini bir kentte sanması
denizaltında bir ülkedir
katlanır bükülür kıvrılır durur
aşkın başı hoş değil zamanla
çünkü ellerim ayaklarım suda
ellerim ayaklarım suda
su ellerimde ayaklarımda
“İnsan,” diye yazmıştı Thoreau Walden’da, “hayallerine doğru güvenle yürüdüğü ve hayalindeki hayatı yaşamak için çaba gösterdiği takdirde gündelik hayatın akışı içinde aklına dahi gelmeyecek bir başarıya ulaşacaktır.” Aynı zamanda bu başarının, yalnızlığın bir ürünü olduğunu gözlemlemişti. “ Kendime yalnızlıktan daha iyi bir dost bulamadım.”
Bir öneri üstüne okuduğum bir kitap değildi ama ismine sık sık rastlıyordum; Yıldızlar Saçıldığında çizgi romanını okuduktan sonra mülteci kamplarındaki insanların hikayesine tanık olmuştum. Ondan sonra chatgpt ile klasik bir konuşmaya girdik ve Yahudilerin kamplarından vs. konu açtım ( Dachau, Buchenwald ve ölüm kamplarından örneğin Auschwitz, Treblinka) gibi örnekler sıraladı. İçerik günümüzdeki Filistin sorunu gibiydi ve ilgim arttı.
En başta bunları neden yaptıklarını sorguladım, filmlerini kitaplarını araştırdım ve daha önce detaylı araştırmadığım için utandım, bilmem gerektiğini düşündüm.
Kitap Almanların Yahudilere yaptıkları zulmü anlamamız için Almanların penceresinden; küçük bir çocuğun masum bakış açısından şekillendiriyor. Anlatım dili benim için yorucu olurda hayal kırıklığına uğrayabilirim diye korkmuştum fakat bu sebeple pek de öyle olmadı. Sade, anlaşılabilir bir dili vardı ve duygu aktarımı gerçekten iyiydi. Shmuel'in Bruno'nun eve gelişindeki bardak temizleme anı, Pavel ve Bruno'nun (spoiler) çitlerden geçerek bir empati uğruna istemeden farklı bir hayata geçişi çok çarpcı geçişlerdi. Özellikle 100. sayfadan sonraso çok sürükleyiciydi.
Gretel'in bebekleri çöpe atıp odasını haritalarla doldurması da ergen bir çocuğun yaşadığı kültüründen nasıl etkilenip geçiş evresi ile değişip farklılaştığını gösteriyordu.
Bu hikâyedeki en dokunaklı şey, çocukların dünyasının ne kadar saf ve ön yargısız olduğu… Ama bu saflığın, büyüklerin dünyasındaki kötülüğe karşı savunmasız kalışıydı
Kitaba puanım 10/10.