Her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceleyerek gördüğüm şeylerin içinde bir düzen bulmaya çalışıyordum. Yeterince dikkatli bakarsam belki de dünyanın parçaları bir araya gelip anlayabileceğim bir bütün oluşturur umuduyla yapıyordum bunu.
Utangaç olmak böyle bir şey işte. Böyle zamanlarda tenim çok inceymiş gibi geliyordu, sanki ışıklar çok parlakmış gibi. Sanki benim için en uygun yer serin, kara toprağın altında, olabildiğince derinde bir tünelmiş gibi. Biri bana bir soru sorduğu zaman boş gözlerle onlara bakardım ve beynim verecek ilginç bir cevap bulabilmek için çabalarken çorbaya dönerdi. Sonunca sadece başımı sallar ya da omuz silkerdim çünkü bana bakan, cevabımı bekleyen gözlerin ışıltısı çok fazla gelirdi. Her şey bittiğinde de dünyada boşu boşuna yer israf eden aptalın biri olduğumu düşünen insanlara biri daha katılmış olurdu.
Sessizliğin içinde her şeyi örten uzun, hüzün dolu bir uluma sesi duyuldu. Bir an için bu ses benim içimden bir yerlerden gelmiş gibi hissettim. Sanki dünya tüm hissettiklerimi alıp bu sese dönüştürmüştü.