Seçim propogandasında usta bir adam olan G. Cotta şöyle derdi: “ Bir talep, ahlaki yükümlülüklerine ters düşmediği müddetçe herkese ve her şeye söz verebilirim. Hiç kimseyi geri çevirmem, çünkü genellikle, söz verdiğim kişilerin bir süre sonra ya bana ihtiyacı kalmaz ya da yardım etme konusunda düşündüğümden daha çok vakte sahip olabilirim. Sonuç olarak bir siyasetçi sadece tutabileceğine emin olduğu sözler verseydi çok fazla arkadaşı olmazdı.”
Cesetlerden bir araya gelmiş bir beden ve kaybolmuş bir ruh empatiyle çıktığı yolda intikamın sonu gelmez acısını tadıyor. Gittiği her kapı, duyduğu her hikaye, gördüğü her enkaz ve içinde bulunduğu toplumun huzursuz fakat kaderine boyun eğmiş havası her geçen gün artan bir bedenin canavara dönüş hikayesi. Hak hukuk aramak için çıktığı bu yolda “Çünkü silah taşıyan herkes biraz suçludur.” tezini haklı çıkarıyor. Aslında kurulan her örgütün kendini bir diğerinden korumak adına insani iç güdülerle kurulduğunu fark etmesine rağmen tüm ülkeyi sarsan bir örgüte dönüşüyor. İnsan hayatının sayılardan ibaret olmadığını düşünerek başladığı bu işte aslında “suçlu” insanları öldürerek kendisi de bir sayı topluyor. Sonra kitapta geçen fark ediş diyaloğu çok anlamlı. Aslında her suçlu biraz masum, her masum da biraz suçludur ve affetmek de öldürmek de görmezden gelmek de bu bakış açısıyla meşrulaştırılabilir.
Bedenime yeni kurbanların parçaları eklendikçe intikam listem kabarıyordu. İntikamı alınanlara ait eski parçalar düştükçe ekibim tarafından yeni parçalar bulunuyordu. Bir gece farkına vardım ki bu plana göre listem sürekli yenileniyor, bu iş sonu gelmeyecek bir göreve dönüşüyordu. Düşmanım zaman olmuştu. Zaman görevimi tamamlamak için yeterli gelmiyordu. (…) Sokaklara çıktığımda sağa sola çöp gibi fırlatıp atılmış insan cesetlerine rast geliyordum.