İnsanın tüm tezatlarını şehrin kamufle etmesi büyük hikâye. Tecelliyi insanda ararken teselliyi şehirde bulmak da başka bir hikâye. Yaşattığı ilklerle, bütün foyalarımıza ve heveslerimize, heyecanlarımıza ortak oluşuyla şehir en büyük sırdaşımız. Bence bir şehri hatırladıkça kendimizi de hatırlıyoruz. Hayat ve unutmak, sonra öğreniliyor galiba...
İçeriyi derli toplo bir hale getirmeden, dışarıda yaptığım yürüyüşlerden pek tat aldığım söylenemez. Hatta çoğu zaman yeni bir yorgunluğa dönüşür bu. Çok nadirdir, yorucu yürüyüşlerden sonra içeriyi düzenlemeye girismek. Zaman zaman olur ama o da tam olmaz. Yürüyüşün mutlaka bir seyleri tamamlaması gerektiğini söylemiyorum, hakiki yürüyüşle öylesine gidip gelmeler arasındaki farka işaret ediyorum aslında.
- Yürümenin unutturacakları üzerine çok şey yazmak, söylemek mümkün. Sıralamaya başlayacaktım ki ters istikamette gitmek aklıma geldi. Yürümek neyi unutturamaz? Çok fazla düşünmeden "ölümü” dedim kendi kendime. İnsan ne bir başkasının ne de kendisinin öleceğini, yürüyerek unutamaz. Belki biraz dışlayabilir, bir kenara attığı yanılgısına kapılabilir. Oysa hayat bir yanılsama, ölüm mutlak hakikattir, Yürümek bizi olsa olsa yanılsamalardan kurtarabilir, yeni yanılsamalar yaşatarak üstelik.