Brahman'dan 'sen' şeklinde bahsedilemez; çünkü o cinsiyeti
olmayan bir terimdir ve mutlak bir tanrının iradesi olarak da
görülemez. Brahman insanla konuşmaz. İnsanlarla buluşmaz;
o bütün insan etkinliklerinin üstündedir. Bizlere kişisel bir
şekilde tepki vermez; günah onu 'incitmez' ve bizlere karşı ne
'sevgi' ne de 'nefret' duyduğu söylenebilir.Dünyayı yarattığı
için kendisine şükretmek ya da övgü düzmek kesinlikle
uygunsuz bir davranıştır.
Saltanatının sonlarına doğru ülkesi büyük bir
kuraklıkla karşı karşıya kaldığında, İlya (Eli-Yah,
'Yahova
benim Tanrımdır') adlı bir din adamı, basit bir elbise ve deri
bir peştemal giyinmiş olarak bütün ülkeyi dolaşmaya başlayıp
Yahova'ya gösterilen sadakatsizliğe lanetler yağdırdı. Kral
Ahab ve halkını, Yahova ile Baal arasında yapılacak olan
yarışma için Karmel Dağı'nda topladı. Burada, Baal'in 450
peygamberi önünde kalabalığa haykırdı: iki tanrı arasında
nasıl böyle kararsız kalabilirlerdi? Ardından, biri kendisi
diğeri Baal'in peygamberleri adına sunağa yerleştirilmek
üzere iki öküz getirtti. Hangisinin kurbanı yakıp yoketmek
üzere gökten ateş indireceğini görmek için her ikisi de kendi
tanrılarını çağıracaklardı. "Anlaştık!" diye bağırdı kalabalık.
Baal'in peygamberleri yanın gün boyunca kendi sunakları
etrafında hoplaya zıplaya dans edip, haykırışlar içinde kılıç ve
mızraklarla kendilerini yaralayarak, tanrı Baal'i çağırdılar.
Ama "ne bir ses ne bir yanıt geldi." İlya kahkahalar patlatarak
haykırdı: "Daha yüksek sesle çağırın! O bir tanrıdır; dalmıştır
veya başka bir işle meşguldür ya da seyahate çıkmıştır; belki de uyuyordur, uyanır." Hiç bir şey olmadı: "Ne bir ses ne bir
yanıt geldi, kimse onlara kulak asmadı."
Sıra İlya'ya geldi. Yahova'nın sunağının çevresinde bir hendek
açıp, kurbanın tutuşmasını daha da zorlaştırmak için içini
suyla doldururken halk sunağın etrafında toplandı. Ardından
İlya Yahova'yı çağırdı. Tabi ki, anında gökyüzünden bir ateş
indi, sunağı ve üzerindeki öküzle birlikte hendekteki bütün
suyu yalayıp yuttu. Kalabalık yüzükoyun yere kapandı:
"Yahova Tanrıdır!" diye haykırdılar,
"Yahova Tanrıdır!" İlya
hiç de lütufkâr bir kahraman gibi davranmadı. "Baal'in
Tıpkı Babilliler gibi, Ariler mitoslarının
yaşanmış bir gerçekliğin ifadesi olmadığının açıkça farkındaydılar, ancak bizzat tanrıların bile inandırıcı bir
şekilde açıklayamayacağı bir gizi dile getirmekteydiler.
Tanrıların ve dünyanın o ilk kaostan nasıl evrildiklerini
tasavvur ettiklerinde, kimsenin -hatta tanrıların bile- varlığın
gizini anlayamayacağı sonucuna varmışlardı:
Öyleyse kim, onun ve ondan doğanların ne zaman oluştuğunu
bilebilir,
Onu Tanrının yaratıp yaratmadığını Yalnızca göğün en yücesinden onu gözleyen bilir.
Veya belki o da bilmez!
27
"Gençken, yaşamımızın akışı açısından önemli, etkili olayların ve kişilerin büyük gürültülerle ortaya çıkacağını sanırız. Ama yaşlılıkta geriye dönüp baktığımızda, bunların hepsinin son derece sessiz, neredeyse fark edilmeksizin arka kapıdan gizlice içeriye girmiş olduklarını görürüz"