Varlıkçı felsefelerle yetinmek gerekirse, ayrıksız olarak hepsinin bana kaçışı salık verdiklerini görüyorum. Garip bir uslamayla, insansalla sınırlı, kapalı bir evrende, aklın yıkıntıları üzerinde uyumsuzdan yola çıktıktan sonra, kendilerini ezeni tanrılaştırıyor, ellerini boş bırakan şeyde bir umut nedeni buluyorlar. Bu zorlama umudun özü hepsinde de dinsel. Üzerinde durulmaya değer.
"Örneğin ben maskeyi sadece karnavalda, neşeli toplantılarda, yani gerektiği zaman kullanırım, bazı insanlar gibi, tabiri caizse, her gün yüzümde maskeyle dolaşmam."
Çünkü
insanoğlu bozulmuş tanrısallıktı, tanrısal dünyanın formları
onun içindeydi ve onunla, basit bir rasyonel ya da tanrısal
etkinlikten ibaret olmayan, içimizdeki ebedi gerçeğin sezgisel
algısına akıl yoluyla 'temas edilebilir'di. Bu anlayış tarihsel
tektanrıcılığın her üç dinini de büyük ölçüde etkilemiştir.