"Çocuklar yatma vakti geldi ."
Bunu derken bize baksa da artık biliyorduk ki hepimiz çocukluğumuzu yitirmiştik.Hepimiz büyüktük, büyük ve hüzünlü, Noel sofrasında payımıza düşen hüznü mideye indirmiştik.
"Sence bu yarasa seni çok seviyor mu?"
"Sevmez olur mu..."
"Yürekten mi seviyor?
"Kesinlikle. "
"Öyleyse geleceğine emin olabilirsin.biraz geçikebilir ,ama Bir gün mutlaka seni bulacaktır."
" Ne güzel bir şeker portakalı fidanıymış bu ! Hem bak, dikeni de yok. Pek de kişilik sahibiymiş, şeker portakalı olduğu ta uzaktan belli .Ben senin boyunda olsaydım başka bir şey istemezdim."
"Ama ben büyük bir ağaç istiyordum."
"İyi düşün, Zezé. Henüz Gencecik bir fidan bu. Bir gün koca bir ağaca dönüşecek.Seninle beraber büyüyecek. İki kardeş gibi anlaşacaksınız .Dalını gördün mü ? Bir tanecik dalı olsa da sanki özellikle senin binmen için hazırlanmış bir ata benziyor."