Bin dokuz yüz otuzlu yılların başları...Avrupa'da yaklaşan savaşın sesleri hissedilirken Asya'da da iktidarlar devrilmekte, ihtilâller, iç isyanlar yaşanmaktadır. Okuldan arkadaş üç İngiliz- yazar, nörolog ve bir diplomat -yıllar sonra Almanya'da tesadüfen karşılaşır ve bu kitabın konusu olacak olayların temelleri üçünün de tanıdığı 'Muhteşem Conway'in adının geçmesiyle atılır. Bir yıl önce Asya'da kaçırılıp bulunamayan bir uçağın içinde öldüğü düşünülen dört yolcudan biridir Conway. Ondan söz edilmesinden pek hoşlanmayan diplomatın vedasıyla iki arkadaş dönüş yolunda, sonra da otelde buluşup Conway hakkında konuşmaya devam ederler. Yazar, Conway'in ölmediğini ve yakın zaman önce onu hafızasını kaybetmiş bir durumda Çin 'de bir hastanede bulduğunu açıkladıktan sonra birlikte yaptıkları gemi yolculuğundan söz eder. Gemide çaldığı bir piyano parçasıyla hafızasını yeniden kazanan Conway başına gelenleri detaylıca anlatmış ve gemi limana yanaşınca ortadan kaybolmuştur. Yazar da tuttuğu notlardan bir hâtırat yazar ve okuması için ona verir.
Bundan sonrası SPOILER içerir!
Bu hâtıratta insanoğlunun şanslı olanlarının ulaştığı Tibet'teki yolu izi belirsiz Shangri La Manastırı'ndan, felsefesinden ve vadi halkının yaşamından bahsedilir. Conway ve diğer yolcular da bu şanslılar arasındadır; uçaktan kurtarılmış ve Lamaların aracılığıyla buraya getirilmişlerdir. Shangri La, acele etmeden yaşamanın; öğrenme, okuma, sanatla uğraşmanın, iç huzur ve dengenin bulunduğu bir yerdir ve aşırılıklara yer yoktur. Conway huzura ve mutluluğa kavuşmasına rağmen Shangri La'nın mirasını ve kaderini ellerine teslim eden Baş Lama'ya verdiği sözü tutamaz ve İngiltere'ye dönmek isteyen arkadaşına uyarak bu cenneti kaybeder. Hafızası yerine geldikten sonra nihai amacı buraya tekrar