Şimdiye dek okuduklarımla, sıradışı bir canlıyla karşı karşıya olduğumu anladım. Yılanbalıklarının dünyaya geldikleri yer Kolomb'un da ilk Amerika seferinde rüzgârın kesildiği, denizde esrarengiz ışıkların parladığı, yosunlarla kaplı Sargossa Denizi imiş. Buradan yola çıkıp binlerce mil uzaklara giden canlıların geçirdiği evreler şaşkınlık vericiydi. Üremek için Sargossa Denizi' ne gitmeye karar vermezlerse yaşam süreleri yüz yıla yakınmış. Fakat o gizemli dürtü bir kere içlerine düşünce- on beş ile otuz yaşları arasında- bu canlıları hiçbir şey durduramıyor; denizler, tatlı sular, çamurlu sular, su bitince karaya çıkarak nemli otların arasında yeniden suya kavuşana kadar ilerliyorlar. Nihai amaçlarına ulaşınca da yaşamları bitiyormuş.
Yazarın çocukluk yıllarında babasıyla balık tutma anıları ve Aristo'dan başlayıp farklı alanlardaki bilim insanlarının yılan balıklarına dair anlatıları oldukça keyifliydi. Sırada yılanbalığı avcıları var.
İrlanda'da geçen eksantrik suç dizisi Bodkin'i izledikten hemen sonra kitaba başlamak istedim. Çünkü dizide de yer alan bu balıkların ülke dışına çıkarılması yasadışıydı. Karakterlerden biri büyük bir depoda bu balıkları yetiştiriyor ve el altından muazzam para karşılığı satışını yapıyordu.
Kanada'da Kusursuzluk Gölü'nü kuşatan ormana gelen adını bilmediğimiz bir kadın fotoğrafçı, ilk bölümün anlatıcısı. Doğa fotoğrafçılığına yıllarını vermiş ve şimdi tek amacı 1916'daki Büyük Yangın'ı yaşayan ve halen hayattaki yaşlılarla o günler hakkında sohbet edip, fotoğraflarını çekmek. Bir tür sözlü tarih çalışması ve arşivleme işine gönül vermiş. Aradığı kişinin, adı hakkında çeşitli rivayetler olsa da soyadı çelişkisiz: Boychuck! Tarif edilen yere geldiğinde Charlie adında başka bir yaşlıyla karşılaşıyor. Ancak ağzından laf alabilmek için adamın köpeğini sevmeye ve onunla konuşmaya başlıyor. Gerekçesi şu:
" Geride neredeyse bir yüzyıl bırakmış insanların evine yağcılık yaparak giremezsiniz. Biraz taktik ve yetenek gerektirir, ama çok da değil; yaşlı insanlar muhabbet sanatını bilirler ki, zaten hayatlarının son yıllarında da ellerinde kalan tek şey budur. Fazla süslü kelimeler güvensizliğe yol açar. "
Ani bastıran fırtına ve yağmur, fotoğrafçının kulübeye buyur edilmesini sağlıyor. Ondan sonrası harika bir orman yaşantısı, doğaya hürmet ve av hikâyeleriyle gece boyu sürüyor. Çeviri iyi, akıcı ve okuru merak ettirerek ilerliyor kitap...
Paylaşılmış bir suçun getirdiği neticelerden biri kesinlikle saygı noksanlığıdır; hele de suç ortaklığı arıziyse, suçlular hayata geçirdikleri şeyi bir başkasının ağzından duyduklarında dehşete kapılacak özellikte alelade bireylerse...İnsanlar bir cinayete çanak tuttuktan, hatta onun gerçekleşmesi emrini verdikten sonra bile kendileri hakkında inançla şöyle söylerler:
" Ben katil değilim, bana böyle denmesi için herhangi bir neden yok! "
Her suçlu, ortağının neye muktedir olduğunu bilir ve diğeri de karşısındaki için bunu bilir. Her âşık zayıf noktasının karşısındaki tarafından bilindiğinin farkındadır ve öteki karşısında, fiziksel olarak cazip bulmuyormuş gibi yapmaz, ona karşı kayıtsızsa, onda tiksinti uyandırıyorsa onu artık küçümsüyor ya da reddediyorsa numara yapmaz.