Bu dünyada doğruyu görmek de hiçbir şeye inanmamak, duygulara, insanlara, hatta olaylara bile inanmamaktır, çünkü bu dünyada sahte olaylar da çok yaratılır.
Yaşamla aşkın başlangıçları arasında güzel benzerlikler yok mudur? Çocuk tatlı şarkılarla, cici bakışlarla ığralanmaz mı? Geleceğini pırıl pırıl süsleyen eşsiz öyküler anlatılmaz mı ona? Umut onun için ışıl ışıl kanatlarını açmaz mı durmadan? Birbiri ardından sevinç ve keder gözyaşları dökmez mi? Pek önemsiz şeyler için, toplayıp da oynak bir saray kurmaya çalıştığı çakıl taşları için, kesilir kesilmez unutulan demetler için kavga etmez mi? Zamanı yakalamaya, yaşamı hızlandırmaya can atmaz mı? Aşk bizim ikinci değişmemizdir.
Beden yaşamında olduğu gibi ruh yaşamında da bir havayı çekiş, bir soluk alış vardır: Ruh başka bir ruhun duygularını içine çekmek, daha zengin olarak geri vermek üzere içine sindirmek gereksinimindedir.