Hayatın içinden sessiz bir haykırıştı ondan işittiklerim. O anlattıkça nefesim kesiliyordu; o naif yürek bunca acıya nasıl dayanmıştı? Kelimeler zamana tutsaklığını bırakarak döküldü ağzından. Benim dinlerken bile kendimi kör kuyuda hissettiğim, onunsa içine çekildiği o dipsiz girdap... Bir kadının bedenine değil tüm hayatına yapılan bir istismar bu, adını bile yazmaya kalem utanıyor, koruyamadık seni çiçeğim affet...
Yaşananlar bir kerede bitip silinmiyor; en ufak bir haber, bir dokunuş veya küçük bir detayda o acı ve korku yeniden filizleniyor. Bu süreç sadece zihinle veya ruhla da bitmiyor. Şokun etkisinde kaskatı kesilen, felç inmiş gibi hareketsiz kilitlenen beden ve kapanan algılar; acı eşiğini aşan her stres, korku veya baskı anında yeniden kilitleniyor. Raporlarda "katapleksi" yazıyor ama kimse gözlerine bakıp sebebini anlamaya çalışmıyor; "stres" deyip geçiyorlar. İnsan kendisi için olsa "Kaybedecek neyim var?" der, davasının arkasında durur. Ama gücü de kendisi de karanlık olanlar; insanı en sevdikleriyle, ailesiyle ve hayatıyla tehdit ederek o kirli varlıklarıyla dünyasını kirletmeye devam ederler. Yeter ki gölgeleri üzerinden çekilsin, ailesine dokunmasınlar diye o olayı zihninden onlarca teknikle silmeye çabalarsın. Lakin zihinden silinen, ruhtan silinmiyor...