Bazen insan ruhunu; sokakta kalmış, sığınacak bir yuva arayışında hisseder. Tam da en çok üşüdüğü noktada, karşısındakinin yaşantısı kendi dünyasına uygun olmasa da bunu düşünmez. Karşılaştığı o insanın, ilahi bir incelikle kendisine gönderilmiş bir 'ev' olduğuna içten içe inanır ve o evi sahiplenir. Ben o evi kendi ellerimle büyüttüğüm çiçeklerle süslemiştim. Ancak o evde aslında hiç yerim olmadığını öğrenişim... Bu çok tarifsiz bir sızı.
Geriye dönüp baktığımda; aslında onun eksik cümlelerini benim tamamladığımı, onun atmadığı adımları onun yerine benim yürüdüğümü görüyorum. Kendi ellerimle büyüttüğüm bu sevda, şimdi sessiz bir vedanın gölgesinde üşüyor. Ruhum yine evsiz kaldı; ama hâlâ evini o sanıyor ve onu çok özlüyor... Özlüyorum.