Başka çarem yoktu Eylül...
Altın vuruş değil benimki, altın kurtuluş!
Öyle düşün...
Bir daha üzmeyeceğim, diye söz
Vermiştim ya sana...
Bu seni son üzüşüm!
Bağışla arkadaşım...
Kaç kez okudum bu satırları, bilemiyorum.
Her seferinde farklı anlamlar yakalıyorum sözcüklerinde...
Ölmek, yaşamaktan daha çok cesaret ister, demiştin Dünya.
Nereden buldun bu cesareti?
Madem beni üzmek bu kadar önemliydi senin için, ya şu hâlime ne diyeceksin?
Neredesin Dünya, nereye gitin?
Üzerine attığımız iki avuç
toprağın altında olduğunu söyleme bana!
...
Gittiğin yerleri anlat bana... Rahat mısın oralarda? Beni özlüyor musun? Hepsinden önemlisi, aradığın huzuru buldun mu?
Bir köşeye gizlenip görünmez yüzünle bizleri izliyorsundur belki. Gördüğün gibi, kimseler anlamıyor beni.
İçinde debelendiğim, uçsuz bucaksız bir boşluk değil, hiçliğin ta kendisi!
Farkedemiyorlar.
Bir sen varsın dertlerime derman olacak, sana da
ulaşamıyorum ki...