"İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz." sözleriyle adeta memleketi için kalemiyle çığlık atmıştır Yakup Kadri. Kitap 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Anadolu'da bir köye yerleşen gazi bir subayın yaşantısını ele alır. Gazi Subay -Ahmet Celal- ne kadar idealist bir insansa içinde bulunduğu köy halkı da bir o kadar cahildir. Ahmet Celal'in kalabalıklar içinde yalnızlaşması anlatılır. Halk, onun dert edindiği çoğu şeye kayıtsız kalır. Düşmanın ilerlemesi ve halkın kayıtsızlığı arasında sıkışıp kalmıştır. Tek dostu her gün bir şeyler yazdığı defteri ve kalemidir.
Kitabı okurken aydın bir subay olan Ahmet Celal'le; cahil, vatanseverlikten ve hatta milli mücadeleden bihaber olan köy halkı arasındaki zihniyet farkını iliklerinizde hissedebilirsiniz. Kurtuluş Savaşı bu kitapta da bahsedildiği gibi sadece düşmana karşı değildir. Kurtuluş Savaşı aynı zamanda cahilliğe, tepkisizliğe, dünya yansa ama kendine dokunmadığı sürece sorgulamadan yaşayacak insanlara, en çok da Türk olup Kemal Paşa'dan yana olmayanlara karşı verilmiştir.
Romanın başlığından da anlaşılacağı üzere aydın subay Ahmet Celal gittikçe köy halkının içinde yabancılaşmıştır. Kimseye anlatamadığı, anlatsa da boş bakışlarla dönüt aldığı vatanseverliği, insanların onu anlamaması, kısacası cahil insanların arasında kalmak onu derin bir yalnızlığa itmiştir. "Eğer bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey yalnız bu ıssız toprakla bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmailler, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir." Ayrıca bu karmaşanın içinde Ahmet Celal'in Emine'ye olan şefkatli aşkı gözden kaçmamaktadır.