Başka insanların kendi dünya görüşleri, buna paralel yaşam tarzları var. Benim de kendime göre bir dünya görüşüm ve buna paralel bir yaşam tarzım var. Bu farklılıklar günlük hayatta ufacık sapmaları doğuruyor ve bu sapmalar bir araya geldiğinde de büyük yanlış anlamalar haline gelebiliyor. Bunun sonucunda nedensiz eleştiriler de doğabiliyor. Çok doğal bir şey, ama yanlış anlaşılmak, eleştirilmek asla insana kendini iyi hissettiren bir şey değildir. Bu yüzden insanın yüreğinde derin yaralar açıldığı da olur. Bu da acı veren bir deneyimdir.
...benim daha çok yalnızlığı seven bir karakterim vardır. Hayır, biraz daha net ifade edecek olursam, tek başına olmaktan pek bunalmayan bir karakterim vardır. Her gün bir iki saat hiç kimseyle konuşmadan koşsam da, dört beş saat masa başında sessiz sessiz çalışsam da, bu beni ne bunaltır, ne de canım sıkılır. Gençlik yıllarımdan beri böyle bir eğilimim vardır. Birileriyle bir şeyler yapmaktansa, tek başıma sessizce kitap okumayı, kendimi vererek müzik dinlemeyi severim. Tek başına olduktan sonra yapacak bir şeyler bulmak konusunda sıkıntım yoktur.
Hangi konuda olursa olsun bir başkasını yenmeyi ya da ona karşı yenilmeyi kafama takmam. Daha ziyade aklım kendi koyduğum standartları sağlamaya odaklanır.
Gençken istemediğim kadar zamanım olduğunu söyleyemem, ama en azından angaryalar bu kadar çok değildi. Sanırım bu angarya denen şeylerin sayısı da, insan yaşlandıkça artıveriyor.