Adem Özköse, gazetecilik mesaisini doğru bildiği yolda değerlendiren, çekinmeyen, gocunmayan, ilkeli ve dik duruşlu, şahsiyetli bir şahsiyet. Dertli insanların mertliğine tanık olduğumuz isimlerden bir tanesi.
"Cennete Otostop" kitabı, ilk önce ismiyle çekiyor ilgimizi. Gayet marjinal ve bir o kadar da "cuk diye oturan" bir söylenişi var.
Adem abimiz, İslam ile müşerref olmuş mühtedileri buluyor ve onlarla söyleşi gerçekleştiriyor. İbret dolu hikayeler çıkıyor ortaya. Hidayet kapısının hayret eşiğini temaşa ediyoruz kitapta.
Eserde yer alan birbirinden güzel hayat öyküleri, hep aynı yere işaret ediyor gibiydi:
1. Şuarâ Suresi 3-4. Ayet: "İnanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin. Biz istesek onlara gökten bir mûcize indiririz de derhal ona boyun eğerler."
Hidayete açık bir kalp varsa ortada, bütün olumsuzluk birlik olup çökse de muhatabın üzerine, yine de zuhur eder edecek olan.
Ve yine hidayete kapanmışsa bir kalp, bütün imkanları seferber etse de Sultan Mahmut, vermeyecektir Mabut. Günün sonunda Allah'ın dediği olacak.
2. Batı'da insanların düştüğü buhran, yani manevi boşluk; insanları büyük bir arayışa sevk ediyor. Bu tür insanlar muhtelif dinleri araştırıyor ve fakat en son İslamiyet'e şans tanıyor. Zira orada İslam, terör dini olarak biliniyor.
Tabusal hezeyan hiçbir vakit şaşırtmıyor. Oradaki insanlar, medya üzerinden inşa edilen "İslam" algısıyla amel ediyor. DAEŞ'in "Allahuekber" nidalarıyla kafa kestiği videolar, Şia'nın sokak ortasında kadın dövdüğü görüntüler, İslam'ın izzet ve şerefine muşamba seriyor. Halbuki ne DAEŞ Müslüman, ne Şia itibar edilesi bir şeriat.
Böyle söylüyor, sonradan İslamla müşerref olan her mühtedi.
Avrupa'nın içinde bulunduğu buhrandan ve tabusal hezeyandan pek de farklı değiliz toplum olarak. İslam denince gözleri