Gönlünde yatan ve onu yazmaya teşvik eden, hatta mecbur bırakanları yazmak yerine başarıya daha kolay ulaşabileceğini düşünerek konularını ve temalarını sadece mantığa dayalı ve soğuk bir biçimde seçen romancı özgünlükten uzak, dolayısıyla da kötü olma olasılığı hayli yüksek bir romancıdır.
Yazara dayatılan ve onu öyküler uydurmaya iten yüzler, anılar, olaylar ve anlaşmazlıklar onu gerçek yaşama ve dünyanın gerçeklerine baş kaldırtanlarla tıpatıp aynıdır.
Proust bu içebakış ve geçmişe dalış sayesinde varoluşundaki gayet sıradan olayları muhteşem bir tabloya çevirmiş, insanlık alemini büyüleyici bir biçimde betimlemiş, bunu yaparken kendini zamanın akışı içinde gözlemleyebilmek için içe yönelen bilincinin sağladığı öznellikten yararlanmıştır.
Rüyam tamamen bitmişti artık: çocukluğumun o merhametli, karanlık, tatlı ve unutulmuş rüyası... Kurt kalbimi delip geçmiş, kıvrım kıvrım uzanarak beynimden, ruhumdan, hafızamdan besleniyordu. Sonunda kendi yangınıma hapsolduğumu, kendi alevlerim tarafından tüketildiğimi, hayatımı yıllardır sömüren bu azgın ve doyumsuz arzunun beni kancasıyla paramparça ettiğini biliyordum. Çok geçmeden beynimde, kalbimde veya hafızamdaki ışıldayan bir hücrenin ebediyen, gündüz gece demeden, uyanık olduğum veya uyuduğum her anımda parıldayacağını biliyordum; kurt beslendikçe ışığın artacağını; hiçbir eğlencenin, yemeğin, içkinin, gezintinin veya kadının onu söndüremeyeceğini ve ölüm mutlak ve ebedi karanlığıyla ömrümü örtene dek ondan kurtulamayacağımı biliyordum.
Nihayet yazara dönüştüğümü anladım; yaşamını bir yazarınkine dönüştüren insanların ne yollardan geçtiklerini nihayet anladım.
Thomas Wolfe