"Gazeteci, psikiyatrist olan babama soruyor, 'Doktor bey, nedir şu aşk illetinin tedavisi?' 'Hastalık âşık olmak değil, olmamaktır.' diye yanıtlamış babam soruyu."
"Neden, bir zamanlar birbirine âşık olan insanlar sonunda birbirlerine dayak atmaya, işkence etmeye ve birbirlerini öldürmeye kalkarlar? Âşıklar arasında cinayet oranı neden bu denli yüksek?
Nasıl olur da, hem aşk hem nefretle ilgili düşünce ve duygular aynı insanda barınabilir? Aşkın bir karşıtı nasıl olabilir? Nasıl olur da aşk nefret tohumlarını, nefret de aşk tohumlarını içerir?"
"Beraber olduğumuz insanlar için sorunlar yaratıyor, duygu ve düşüncelerimizi onlara açıkça ifade etmiyoruz. Birbirimizle sarmaş dolaş olma uğruna ne diller dökülür, ne yalanlar söylenir..."
"Zamanı gün, saat, dakika ve saniyelere bölüm nicelleştirerek gündelik yaşantılarımızı düzenlemeye ve yönetmeye çalışıyoruz. Ama bunun sonucunda ne oluyor? Takvimlerle önceleri doğanın ritmini gözlemlerken, bu yüzyılda, kendimizi gözetim altında tutmak için kullanıyoruz saatlerimizi. Ne zaman yataktan kalkacağımızı, ne zaman yemek yiyeceğimizi, ne zaman yeniden uykuya yatacağımızı kol saatleriyle, duvar saatleriyle belirliyoruz. Öğle yemeğini acıktığımız için değil, saat on iki olduğu için yiyoruz; uykumuzu geldiği için değil, geç olduğu için yatıyoruz; çalar saatin alarmıyla (evet alarm durumuyla!) uyanıyoruz, doğal bir şekilde uyanacak yerde. Yaşamlarımızı kol ve masa saatlerine, saatlere ve dakikalara göre düzenliyoruz.
Kendi zaman ölçme sistemimizin tutsağı olduk."