"Neyin kime neyi nasıl ne zaman nerede yapacağını bilemeyiz. Planlar, programlar yapabiliriz, ama yaşama sahip çıkamayız. Yaşamımızın hâkimi değiliz. Kimse değil. Kader diye bir şey de yok. Kısmet de yok. Yaşamı denetim altında tutan kimse yok. Tutmayan da yok.
Süreç akıp gidiyor. Biçimlendirerek ve biçimlenerek."
"Yaşamda belirli 'an'ları hak ettiğimizi, bunlara hak kazandığımızı düşünmekle, totaliterleşiriz. Beklediğimiz şey olduğunda bundan nasıl keyif alacağız o zaman? Olan şey, daha önceden bize söylenmiş, istenen ve beklenen bir şeyse bundan ne zevk alınır ki? Sipariş vermenin ne zevki olabilir? Peki bu şey ya olmazsa (ki genellikle olmaz) o zaman şansa ve kadere sövmek, kendimize sövmek, onu bunu suçlamak, 'anam beni hiç doğurmasaydı keşke' demek, Tanrı'dan yardım dilemek, neden şöyle olmadı, neden böyle olmadı diye dövünmek neden? İstenen bir şey olmadığında, o 'an' beklendiği gibi çıkmadığında, hayal kırıklığı niye? Hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez ki bu."
"Hayattan bir 'an'ı soyutlayamazsınız. Hiçbir şey o 'an'a bağlı kalmaz. Her şey sürecin bir parçasıdır.
Geçmişteki süreçlerden belirli 'an'ları koparıp, geçmişte çok mutlu ya da çok mutsuz olduğumuza karar veremeyiz. Geçmişte yaşanmış 'an'lardan hatırladıklarımıza dayanarak yeniden kurulan şey, hapishaneden farksızdır."
"Çocuğun büyüme ve olgunlaşma süreci, genellikle bağımlılıktan bağımsızlığa doğru bir geçiş olarak adlandırılır. İnsan yavrusu da diğer tüm hayvanların yavruları gibidir. Bağımsızlığını kazanıp kendine bakabilecek hale gelince, yuvayı terk eder.
Öte yandan, insan yavrusunun durumunda bu argümanın tam tersi de aynı kolaylıkla ileri sürülebilir. Büyüme süreci, çocuğun kendine özgü ruhsal yapısını ve bağımsızlığını kaybetme sürecidir..."