Anlaşılan keyfinden değil alışkanlıktan yaşıyordu, çünkü nefesiyle içine aldığı, karnını doyurduğu ve inandığı her şeyi elinden alıyor uzaklaştırıyorlardı. Ama o yine de yaşıyor ve sabırla çile dolduruyor, sanki kendisini saadet için doğuran anasının vasiyetini sonuna kadar yerine getirirken bir yandan da onun tarafından aldatılmadığını, dert çekmek için doğmadığını ümit ediyordu.
Ruhu - son nefese dek ölümü reddeden yaşama arzusu- bedeninin kurumuş köşelerinden dışarı uğramıştı, bu nedenle yüzü ve ıssızlaşan gözleri herhangi bir yaşamsal gereksinimi yansıtmaktan uzak ve anlamdan yoksundu; bu insanın nasıl bir kişiliği olduğunu, kötülüğünü ya da iyiliğini kestirmek imkansızdı, ama yaşıyordu yine de.