Halil İbrahim Karasu

Halil İbrahim Karasu
@Nonickkoy
"Yapacak bir şey yok, dedi. Yol uzun ve sen ve yine senden başkası yok. Tek yol arkadaşıyla kavgalı olanlar başarısız birer müzisyendirler. Çünkü hayat, başlı başına bir sanattır."
7/10
·615 syf.··
2024 3. kitabı
·
374 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2024 16:37
Kitap benim için yepyeni ve çok haz verici bir deneyim oldu. 20. Yüzyılın Rusyasında kitapları hiç basılmamış bir yazar, Petroviç ana karakterimiz oluyor. Yaşamını, başından geçenleri sade bir dille kendi ağzından anlatıyor. Kitapta çok heyecan verici, dorukta duygular yaşatan olaylar olduğunu söyleyemem, hatta çok da sıkıcı gelebilir size. Çünkü neredeyse hepsinde günlük tarzı bir yazım var. Ama benim çok hoşuma gitti. Karakterimiz Petroviç, tek yakını akıl hastanesine kaldırılmış ressam kardeşi Venyadır. Kendisi ise yurt diye anılan çok daireli bir apartmanda bekçilik yapmaktadır. Kitapta bolca bahsedildiği üzere "underground'daki kişiler, dışlanmış yazarlar, hayatta başarısız olmuş ama "ben"liklerini bırakmamış kişiler Petroviçin tek dostlarıdır diyebiliriz. Genel olarak durgun bir akışı var romanın. Tavsiye ederim
UndergroundVladimir Makanin · Alfa Yayınları · 201681 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·615 syf.··
374 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2024 16:37
·
2024 3. kitabı
Vladimir Makanin
7.7/10 · 81 okunma
Şu anda saksafonun şarkısı duyuluyor. Utanıyorum. Küçücük, parlak bir acı doğdu; bir örnek acı. Saksafonun dört notası. Gidip geliyorlar; "Bizim gibi yapmak, ölçüyle acı çekmek gerekir." Diyorlar sanki. Evet, doğru! Ben de bu biçimde acı çekmek isterim tabii. Ölçüyle, hoşgörürlüğe kapılmadan, kendime acımadan, kupkuru bir katışısızlıkla acı çekmek. Ama bardağımın dibinde biram ılıksa, aynada koyu renkli lekeler varsa, fazlalıksam; en içten ve katışıksız acım, ayıbalığı gibi, hem bir yığın et hem gepgeniş bir deriyle ve insanın içine dokunan ıslak, ama kötülük dolu gözlerle sürüklenip hantallaşıyorsa bu benim kabahatim mi? Hayır, plağın üzerinde çepçevre dönen ve gözlerimi kamaştıran bu ufak elmas acının, dindirici olduğu söylenemez kuşkusuz. Alaycı bile değil; kıvançla dönüyor, kendinden başkasıyla ilgilenmeyerek, bir orak gibi dünyanın tatsız yakınlığını kesip attı, dönüyor şimdi ve hepimiz; Madeleine'i, şişman adamı, patron kadını, beni ve masaları, banketleri, lekeli aynayı, bardakları, birlikte bulunduğumuz için kendimizi varoluşa bırakmış olan hepimizi, düzensizliğimiz içinde, günlük aldırmazlığımız içinde yakaladı. Kendi hesabıma ve onun önünde varolanlar hesabına utanıyorum.
Sayfa 255·Kitabı okudu
Nesnelere baktığım zaman bile onların varoluştuklarını düşünmekten çok uzaktım; bana sanki bir dekor gibi görünüyorlardı. onları elime alıyor, araç olarak kullanıyordum, dirençlerini önceden kestiriyordum ama bütün bunlar yüzeyde kalıyordu. Varoluş nedir diye sorulsaydı, özlerini değişime uğratmadan nesnelere dıştan eklenen boş bir biçimdir derdim. sonra birden ortaya çıkmış, belirivermişti işte, varoluş kendini açığa vuruvermişti. zararı dokunmayan soyut bir kategori havasını kaybetmişti. Nesnelerin hamuruydu o; şu kök varoluştan yoğurulmuştu. daha doğrusu kök, bahçenin kapıları, sıra, yer yer gövermiş çimenler ortadan silinmişti nesnelerin çeşitliliği ve bireyselliği bir dış görünüş, bir ciladan başka bir şey değildi. Bu cila erimiş, karmakarışık, devasa ve yumuşacık kitleler kalmıştı geriye. Çıplak, hem de müstehcen ve ürkütücü biçimde kitleler.
Sayfa 189·Kitabı okudu